Kitapları bu kadar sevmemin başlangıcını bulamıyorum. Belki de okumayı bile bilmeden önce gazeteyi elime alıp kelimelere baktığım ve kendimce hikayeler uydurduğum zamana dayanıyor. İyi ki o zaman hikayeler kurgulamışım ve şu an bir kitabı elime aldığımda bana bu duyguları hissettiriyor her bir sayfa.
Kağıt ev benim için bu duygunun yoğunluğunu en çok yaşatan kitaplardan oldu. Çünkü kitaplara dair sevgimizin kelimelere dökülmüş halini buldum bu satırlarda. Çok uzun zamandır listemdeydi ama hep ertelemişim. İyi ki şu an elime almışım diyorum.
Koleksiyoncular, okuyucular, tozlu raflar, o raflara sığmayan kitaplar… Her şeyi bir arada gözlerimizin önüne getirdik Kağıt Ev’de . Bir yandan hikaye ilerlerken bir yandan da karakterlerle duygusal olarak bütünleştiğimi hissettim.
1998 ilkbaharına Bluma Lennon, Soho’daki bir kitapçıdan Emily Dickinson’ın Şiirler’inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı,” diye başlıyor kitap.
Tüm bu sayfalar hem edebi anlamda çok besleyiciydi hem de her kelimesiyle dokunaklı bir hikayenin içinde buldum kendimi.
Umarım siz de keyif alırsınız