Merak ediyorum kitapların yerini kullandığımız cihazların alması, kitapların yakılmasına göre ne derece vahimdir?
Kitapların yakıldığı ve sayılarının az, bazı kitapların ise hiç kalmadığı bir dönemde yaşayan insanların, 'ailelerle' -televizyon dizileriyle- vakit geçirip aynı şeyleri, yeknesak dönen dünya gibi yılların günleri için dönüp, sallanıp uyutulmuş olmalarıyla; kitapların çok olması dolayısıyla erişimin yüksek -fakat kimilerine pahalı- olduğu bir dönemde kitapların içindekilerinden bihaber, tıpkı ilk durumda yaşayan insanlar gibi yaşayan, internetin ve algoritmaların sunduğu hikayelerle, masallarla ve videolarla uyutulmuş olmalarının arasında ne fark var?
Hangi dönemdeki insanın durumu daha kötü?
Bu dönemde kitaplara ilgiyi arttıracak, onların içlerindeki kibriti -bir şeyleri yakmak için değil yapmak için- ateşleyecek kişiler mevcutken; Fahrenheit evreninde kitapları ezberlemiş ve orada yaşayacak olan gelecek nesillerin içlerindeki kibritleri ateşleyecek insanlar da mevcut. Onların varlığını okumak yaşadığımız çağla bir bağlantı kurmama yardımcı oldu.
Özellikle üçüncü bölümde Granger'in anlattığı dede nasihatinden çok etkilendim!
"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece. Sadece çim biçen adam ve bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyunca orada olacak. "