Puan vermedi·90 syf.····Okunma: 26 Temmuz 2021 00:54 Schopenhauer’e göre “bütün aşklar, istedikleri kadar uçarı, tensellikten, dünyevilikten uzak, ayakları yerden kesin görünsünler, sadece cinsel dürtüde temellenirler.” Bu tanımlamadan sonra ilk olarak dikkatimi çeken, Schopenhauer ve Freud arasındaki benzerlik oldu. Onlara göre; irade-bilinçdışı dürtü bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılığın hakimiyet alanında bilinç ve aklın etki ve önemi, ikinci düzeye düşer. Schopenhauer aşkın, bilincin ve aklın etkisinden uzakta temellendiğini, asıl amacın ve hedefin farkında olunmasa da belirli niteliklere sahip bireyler üretme yani türe hizmet etmek amacıyla gerçekleştiğini savunur.
Bu irade-metafiziği modeli içinde türe hizmet uğruna, iki ayrı cinsten insanların aşık olacağı insanda aradığı özelliklerden bahsetmekte ve “bu gerekliliğe göre, en erkeksi adam en dişi kadını arayacaktır ve de dolayısıyla her birey, cinsellik düzeyi kendisine uygun olan bireye yönelecektir.” ifadelerine yer vermektedir. Bu ifadelere destekleyici olarak benim de katıldığım şu açıklamaları yapmaktadır, “Kadınların, bir erkeğin aklına, kültürlülüğüne âşık olduklarını ileri sürmeleri, budalaca, gülünç bir iddiadır; ya da bu yozlaşmış bir varlığın fantezisinin, hayalinin ürünüdür. Bu nedenle, sıklıkla, çirkin, budala ve kaba bir insanın (erkeğin), iyi yetişmiş, eğitimli, zihinsel yetenekli, akıllı ve sevimli bir adamı kadınlar karşısında saf dışı ettiğini görürüz.”
Schopenhauer’in görüşlerine katılır mısınız bilemiyorum ancak kitabın ilk başında büyük kavgalar ettiğim bu adam beni ikna etmeyi büyük ölçüde başardı. Bir ifade vardır ya hani bizim toplumumuzda “evlilik aşkı öldürür.” deriz. Ben bu ifadeyi “türe hizmet (çocuk) aşkı öldürür.” Olarak düzeltmek istiyorum.