·
Okunma
·
Beğeni
·
9.016
Gösterim
Adı:
Aşkın Metafiziği
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
12345671998754
Çeviri:
Veysel Atayman
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah
Aşkın (Cinsel Sevginin) Metafiziği, insanın, türün bir "bireyi" olarak kendi dışında bir yerde ve geçmiş zamanda yazılmış bir oyunun çaresiz edilgen aktörü olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. "Oyunun" senaristi olmasa da amaçlarının farkında olan ödünsüz merci, İRADEdir. İrade, bütün canlı türlerin ideal tipinin korunup hayatta kalmasını sağlama kaygısı taşır. Türün bireyi (insan-hayvan) içine irade tarafından içgüdü halinde yerleştirilmiş dürtülerin doyum taleplerinin edilgen hizmetçisidir. Türün korunup devam etmesi bakımından tayin edici önem taşıyan "cinsel dürtü"nün tamamlayıcısı "cinsel sevgi"nin, dikkatle değerlendirilmesi gereken mutlak ya da nispi özellikleri, uyulması gereken kuralları vardır; bu oyun kurallarını, "türün aleyhine" sonuç almaksızın, kimse ihlal edemez.
YENİ BİR BİREY OLUŞTURURKEN GEREKLİ ŞARTLAR:

1-AŞK
2-1

Putkırıcılık... İşte Almanya'da Schopenhauer'ı 1800'lü yılların ortalarında tanımlayan söz. Annesi bir edebiyatçı olan Schopenhauer'ın hayatı, insanları, yaşayış tarzlarını ilişkileri vs anlamaya, sorgulamaya, kendi içinde çözmeye çalışmasını bir nevi açıklar nitelikte. 9 yaşından beri babasıyla seyahatlere çıkan Arthur'un ''çok gezen mi bilir yoksa çok okuyan mı?'' sorusunu da çürüttüğünü görmekteyiz. Hem okuyup hem de gezen biri olarak hayatı çok erken yaşta tanımıştır. Daima yalnızlığı seven, gürültüden uzak duran Arthur'un insanların iç dünyasına derinlemesine dalmasından ötürü böyle bir düşünce içinde olduğunu düşünmekteyim. Çünkü çocukluğumuzdan itibaren bir umut silsilesinin içindeyizdir. Bu umutların içinde muhakkak bir insan figürü bulunmaktadır. İnsan bazen öyle bir duruma düşer ki kendi arzularından, isteklerinden, düşüncelerinden bile korkar hale gelir. Okuduğum bir çok kitabında eleştirirken kendini de o paydanın içine sürüklediğine bir çok kez şahit oldum. Geothe, Newton, Platon, Sokrates, Eflatun gibi düşünür / filozofların düşüncelerini önemser ancak bir yandan da ''bir ahlakçının sadece kendisinin sahip olduğu erdemleri örnek göstermesinin saçma olduğunu'' söyler. Erdemler nitelik ve nicelik bakımından kişiden kişiye değişmemelidir onun gözünde. Tıpkı doğrunun nereden ve hangi pencereden bakılırsa bakılsın aynı kalması gerektiği gibi. Ona göre farkında olmak her şeydir. Sorgulamak da bilmenin tabanında yer alır. Sorgular da sorgular Schopenhauer! Şüphecidir ama tereddüt etmez. Tahlillerin adamı Peyami Safa hem şüphe eder, hem de tereddüt. Bu yüzden iç dünyası daima karanlıktır. Onun çıkarımlarıyla Schopenhauer'ın varsayımlarının birbirine bir çok noktada benzeştiğini düşünmekteyim. Sadece Peyami Safa'nın daima dünyaya olumsuz bakışı bir noktada Schopenhauer'ı ondan ayırır. Schopenhauer daime gerçekle ilgilenir. Gerçeği açıklarken acımasızdır. Düşüncesini bize doğrudan sunar. Bilinmeyenle işi yoktur onun daima halihazırda fikirlerle ilgilenir. Tabularla ya da putlarla da ilgilenmez kendi deneyimlerini ön planda tutar. Bireysel olgulardan evrensel yargılara ulaşmayı amaçlar. Zaman ya da yer fark etmez yazarların bulundukları çağdan, zamandan şikayet ettiğini görürüz. Arthur'un da zamanın siyasi ve toplumsal olgularından ötürü dünyayı bir cehenneme benzettiğini anlayabiliyoruz. Ona göre dünya olunabilecek en kötü yerdir. Sadece zamanın şartları değil insanlarla da sorunu olan bir filozoftur. ''İnsan varoluşu bir tür hata olmalı. İnsan varoluşuyla ilgili şöyle söylenebilir: “Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek de bu böylece sürüp gidecek'' demiştir. Ne kadar da doğru bir söz değil mi? Gittikçe, daima kötüye gidiyoruz. Arthur'un Nietzsche'nin fikir babası olduğunu da düşünürsek bugünümüze ışık tutan biri olduğunu söyleyebilirim.

Genel bilgilerden sonra kitaba gelirsek, Aşkın Metafiziği kitabında yer alan bir çok fikrin yansımasını bu eserde de görebiliriz. Bir ara kitaptan bir alıntının altına atılan yorum acaba aynı kitabı mı okuyorum dedirtti. Karşılaştırma yaptığımda aynı adamı ancak farklı bir kitabı okuduğumu anladım. Schopenhauer'ın acımasızca gözümüze soktuğu ''aşkın amacının yeni bir birey oluşturmak olduğu'' bu eserde de sesli olarak dile getiriliyor. Bunu kabul etme noktasında sıkıntılar yaşasam da her sayfada bunun örnekler eşliğinde ısrarlı bir şekilde dile gelişi bilinçaltımda çoktan yer etmiş durumda. Bir erkek ile bir kadın birbirinde ne arar? ya da ne bulur? İnsanlık tarihinde aşkın ve cinselliğin yerini derinlemesine inceliyoruz.

Nietzsche Schopenhauer hakkında: ''Onun ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım'' demiştir. Buna katılmamak elde değil. Gözünüz korkmasın. ''Ben felsefeden anlamam yeaaa'' da demeyin. Çok açık, sadece, anlaşılır bir dil kullanıyor kendileri. Okumakta geç kaldıysanız bir uçtan başlayın derim. Ancak anlayarak ilerleyin. Kitabın her bir sayfası apayrı hazine. Müsait bir zamanda yeni bir Schopenhauer kitabıyla sizi alıntılara boğacağıma emin olabilirsiniz. İyi okumalar.

https://www.youtube.com/watch?v=8EAePnL9jk8
Kadınlardan bahsettiği ilk bölümünde, kadınlar hakkında çok ağır şeyler söylüyor. Kadın doğası gereği erkeğe bağımlıdır. Erkek olmazsa bir hiçler. Erkekler türün devamı için çok evlilik yapabilir. Kadın türün devamlılığında sadece araçtır. Değersizlerdir gibi şeyler... Özellikle feminist kişiler okumaya başlayınca yarısına gelmeden kitabı paramparça edebilirler.

İkinci bölümde biraz yumuşuyor yazarın uslubu ve mantığa yatkın şeyler söylüyor aşkla ilgili.

Bölümler arası uçurum var diyebiliriz.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.230 Oy)8.549 beğeni27.429 okunma788 alıntı133.637 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.726 Oy)18.323 beğeni41.490 okunma2.728 alıntı174.527 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.370 Oy)12.952 beğeni33.154 okunma3.147 alıntı139.372 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.889 Oy)8.836 beğeni24.274 okunma1.648 alıntı112.569 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.146 Oy)7.718 beğeni21.707 okunma783 alıntı84.814 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.268 Oy)7.614 beğeni20.596 okunma3.724 alıntı123.281 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.566 Oy)8.523 beğeni25.170 okunma2.300 alıntı108.760 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.209 Oy)3.726 beğeni12.355 okunma1.111 alıntı50.140 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.783 Oy)6.097 beğeni16.056 okunma2.712 alıntı82.828 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.207 Oy)3.272 beğeni9.997 okunma4.801 alıntı90.711 gösterim
Mutlaka okunması gerek. Zaten kısacık bir kitap.

Kadın: Erkeğin en güçlüsünü seçer ki doğacak çocukları güçlü olsun.

Erkek: Kadının en genç ve güzelini seçer ki doğacak çocukları güzel olsun.

Aşk yok arkadaşlar! Biz hayvani dürtülerimizle seçiyoruz karşımızdaki kişileri.
Sevgili Zehraca'nın sitede paylaştığı sömürülesi e-kitap arşivini karıştırırken tam da '' oooo bu nedir arkadaş ne çok siyasi kitap varmış, yememiş içmemiş kitap yazmış bu Marksçı Leninci Engelsçiler '' derkene :) aralardan Didem Madak'ı ve birkaç kitabını alıp da daha okuyamadığım Schopenhauer'ı da görünce bi bakayım dedim.. önce pdf yi hızlıca gözlerimle bi taradım , eğer sakıncalı içerik varsa hemen X e basıp pdf yi kapatacaktım çünkü kitabın adı malum :) şu ramazan ramazan günaha girmeye lüzum yok Şimal dedim kendi kendime :) millet meal okurken Kur'an okurken hiç yakışmaz falan filan derken bi de baktım ki hoop okuyuvermişim bile 65 sayfayı..
Gönül rahatlığıyla okuyun sevgili bekar-evli, erkek-kadın kardeşlerim arkadaşlarım :) nitekim belki de en anlam veremediğiniz davranışların altında gizli çok değişik bilgiler öğreneceksiniz.. İnsan Türü açısından fiziksel aşkı anlatmış çünkü Sc............( yazmak hem zor hem de uzun bea :) ) gerçi Sc diyince hikaye yazma etkinliğinde yazdığımız bilim kurgu hikayesindeki Satürn Canlısını anlamayın haa :))
İnsan cinsi yani Cins el.. Cins le alakalı bu kelime neden böyle pornografik bir çağrışım yapıyor o da ayrı bi soru ya gerçi ben yine de fiziksel diyim de rahat ediim :)

Evet Fiziksel Aşk kavramı yani iki insan cinsi arasındaki fiziksel çekim kuvveti diğer tabirle yüksek voltaj elektrik :) ve bunun türlerin devamı açısından tutku ve aşka dönüşmesini o kadar güzel anlatmış ki evlenmek ve çocuk sahibi olmak dürtüsünün ana sebebi olduğu bi erkek bi kadını nasıl seçer, bi kadın bi erkeği nasıl seçer, evlenince aşk neden biter, bedensel özelliklerin bu seçimlerde etkileri neler neler hepsi var.. hatta tür devam ettirme dürtüsü (tutkulu aşk diyor buna ) ile bireysel çıkarların ön plana çıktığı evlilikler de karşılaştırılmış.. ve hatta hatta demiş ki çok enteresan ''tutkulu aşkla başlayan ilişkiler bitmeye mahkum'' , devam edebilenler bireysel çıkarlarla kararların verildiği yani tür devamı değil de bireysel mutluluk için yapılan evlilikler yani bu tarz evlilikler daha uzun sürer demiş.. buna ebeveynlerin yardımı ile eş seçenleri de katmış.. bildiğin görücü usulü ile ana baba rızasıyla yapılan evlilikler yani :) Sc...... bunu dediyse hiiç kimse de demesin yıl olmuş 2018 diye... şahsen ben de görücü usulüne bu kadar felsefik ve inandırıcı bir cevabı almaktan gayet şaşkınım :) ''Al kızım rahat edersin'' diye kaç kişi duymuştur dimi annesinden :) ya da ''oğlum bu kız sana yaramaz bak yol yakınken dön'' lafını babalardan duyanlar..ben ki Arabi den Aşk risalesini okumuş biriyim.. bu anlamda şimdi de Sc...... den fiziksel yönünü de okumuş oldum çünkü bu kavram da yadsınamaz bir etki, nitekim ruhlar aleminde de yaşamıyoz dimi :)
Sadece diyebilirim ki bedeni aşk yani türlerin devamı adına içimize dercedilmiş o hisler, dürtüler kadın erkek farketmez vuslat ile sona ererken ancak ruhani bir aşk vuslat ile kemale erer.. bu kesin işte..

velhasıl okuyun arkadaşlar.. dediğim gibi evliler ve bekarlar... çok istifade edilecek bilgiler var.. bu ramazan günü dileğim de türler devam edecek illaki çünkü aşk onlara da var insan hayvan bitki her türe .. insanız ve şunun şurasında çok da yaşamıyoruz dimi dünyada .. o yüzden illaki hakiki aşk diyorum.. okuyan herkesin de buna ermesini ve Rabbimin bunu bize nasip etmesini lütfetmesini diliyorum...
İlk Schopenhauer kitabından selamlar. Öncelikle 1800’lü yıllarda vuku bulan aşklara, ilişkilere derinlemesine inerim hesabı yaparak başladım kitaba. Fakat sayfaları çevirdikçe bugün ile o gün arasında aşkın hiçbir şekilde evrilmediğini, devinmediğini görebildim. Öylece bugünümüze kadar gelmiş. Tabii öznel ve nesnel anlamda bir çok şey mutat şekilde değişebiliyor. Ama aşk özünü korumuşa benziyor. Sevgili Schopenhauer’la bir çok orta noktada buluştuk ancak yol ayrımlarımız da keskin oldu. “Aşkın nihai amacının yeni bir birey oluşturmak olmadığını” en azından şimdiki zaman adına savunabilirim. 1800’lü yıllarda ki gözlemlerine elbette saygım var. Ayrıca erkeklerin sevgisinin yapay kadının sevgisinin doğal olduğuna dair sözümona aforizman ile de hoşlaşmadım. Aşk evliliğinin acı doğurduğunu, perdenin arkasında koca bir hiç barındırdığı hepimizin malumu. Aşk evliliği yapıp mutlu kalanlara sevgiler, saygılar. Allah mutlu mesut etsin. Ben daha duymadım! Duymamakla beraber bu olguya saygım da yok. Benim gözümde aslolan ne kadar dini vecibeleri tam anlamıyla yerine getiremesem de Allah aşkıdır. “Herkes, karşısındakinde kendi yoksun olduğu yanları sever” tezi de ayağında dinamitle dolaşır. Nasıl her kitapta az çok kendimizi bulmak istiyorsak, karşımızdakinden de bunu talep ederiz.

Kitabı genel hatlarıyla beğendim. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Çavdar tarlasında çocuklar kitabına gönül rahatlığı ile geçebilirim :) kitabı gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz. Schopenhauer’ın kitapta çok sık kullandığı ‘genius’ (deha) olmanız gerekmiyor. Fazlasıyla açıklayıcı olmaya çalışmış. İyi okumalar.
''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...
Kitabın arkasında da yazdığı gibi Schopenhauer bunu kitap amaçlı değil tez amaçlı yazmış.1800 yıllarda yazdığı bu tezi niye okuduğumu bilmiyorum ben günümüzde de geçerli bişeyler bekliyordum ama yazarın kadın erkek ilişkileri ile söylediği çoğu şey günümüzde kabul görmüyor bence kitabın ilk kısımlarında sadece erkeklerin ve kadınların birbirini seçerken nelere dikkat ettiğini anlattığı bölüme kısmen katılıyorum.Aşka ve kadınlara dair kısımda ise kadınları gerçekten çok alçaltmış bunu da araştırdım annesinden dolayı kadınları bu kadar küçük görüyormuş.Adam kadınları bildiğin işe yaramaz olarak göstermiş ama günümüzde bakıyoruz kadınlar her alanda siyasetten tutta edebiyat fizik alanında gayet başarılılar o yüzden eminim Schopenhauer günümüzde yaşaydı eğer bu kitaaptaki çoğu bölümü farklı yazmak zorunda kalacaktı.Kitapta beğendiğim şeylerden biride diğer yazarlardan filozoflardan alıntılardı.
Açıkçası beni etkileyen, bayıldığım bir kitap değildi. Özellikle ''Kadınlar Üzerine'' başlığı altındaki sayfalar beni oldukça rahatsız etti. Okurken inanamadığım hatta iki kez okuyup doğru mu anlıyorum acaba dediğim cümlelere sahipti bu bölüm. Kadınları aklınıza gelebilecek en kötü şekilde eleştiriyor(!) , tamamen değersiz, akılsız, yalnızca boş bir et parçası olarak ifade ediyordu. Bunlara rağmen okumayı bırakmadım. Merak ettim açıksası daha neler duyacağımı. Sonrasında konu biraz daha aşk üzerinde yoğunlaşınca nedense tavır yumuşadı. İki insanın birbirine duyduğu bu güzel duyguyu kendi üslubunda yüceltti. Halbuki az önce yerin dibine soktuğu kadın ile yaşanıyordu bu duygu.. Anlayamadığım ironik bir tutumdu. Bütün bunları bir kenara koyarsak, kitabın sonlarına doğru katıldığım aşk üzerine olan analizler de vardı. Her ne kadar farklı fikirlere açık, dinlemeye, anlamaya oldukça yatkın biri olsam da bu bahsettiğim kadınlar hakkındaki bölümde düşünceleri ifade ediş şeklindeki çirkinlikten dolayı kitap beni çok fazla sıktı. Üstelik yorumlar bölümünde bunları dile getiren birini göremedim bu da benim için ayrı şaşırtıcı :)
Filozof Schopenhauer bu tezinde batı aşkının gerçekliğine değinmiş ama kırıcı bir yolla değinmiş şu cümle yeterli olur sanırım;

" Siz kadınlar, erkekler gönül eğlendirsin diye varsınız."

Çok güzel felsefe yapmış ama yeterli olmamış..
Kitabı daha önce okumaya başlamıştım, kadınlar hakkında yazılanları okuduktan sonra -hiç sevmediğim halde- kitabı yarım bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra tekrardan şans verdim ve okumaya başladım. İlk bölüm bittikten sonra yazarın dili yumuşadı. Schopenhauer, bu yazıları tez amaçlı yazmış. Kitabı okumadan önce Schopenhauer felsefesini anlamak gerek. Yoksa yazdıklarını anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Yazarın yazdıklarına katıldığım yerlerde oldu elbette ancak çoğu şu an kabul görmüyor. Eğer yazar, 1800lerde değil de 2000'lerde yani şu an yaşadığımız dönemlerde yazmış olsaydı eminim ki bu kadar açık bir şekilde ifade edemezdi yazacaklarını. İlerleyen dönemlerde bir kez daha okumayı düşünüyorum.
Sayın Schopenhauer; kitabınızı okumaya başladığım andan beri başım ağrıyor. Nedenini tam olarak bilmemekle birlikte kitabınızın etkisi olduğunu düşünüyorum. Neyse hemen şikayete başlamayayım. Kitabınıza her ne kadar bir önyargıyla başlamış olsam da okudum ve bitirdim. Katıldığım noktalar oldu mu? Oldu. Katılmadığım noktalar oldu mu? O da oldu.

Benim kitaptan anladıklarım ise şunlar oldu; yazar, iki cins arasındaki bir çok şeyi kurallarla açıklamış, belli başlı çerçeveler çizmeye çalışmış ve bunların temeline de iç güdüyü koymuş. Aşk; aslında dünyaya yeni bir varlık getirmek için var, bireylerin seçimleri de yeni varlık doğrultusunda şekillenir yani bireyler seçimlerini yaparken yeni bir varlığı düşünerek yaparlar tarzında söylemlerde bulunmuş. Yazar; savunduğu fikirleri kabul ettirmek maksadıyla mı bilmiyorum ama bazı fikirlerini sık sık tekrar etmiş bu tekrarlardan galiba pek hoşlanmadım yani okurken iç sesimin "tamam artık anladım" dediği oldu. Bir de kitabı okurken son kısımlara doğru aklıma birden izel'in; mutlu aşk yoktur sevenler ateşe yürür bile bile.. diye devam eden bir şarkısı vardı, o geldi:)
Sanırım kelimeler çağrışım yaptırdı.
Neyse son olarak şunları söyleyebilirim; felsefe türünde eser okurken amacım; yazarın fikirlerini kabul etmek ya da o doğrultuda fikir oluşturmak değil, amacım; konu üzerine düşünmek ve yorum yapabilmek, yani kendi fikirlerime temel kurabilmek. Ben bu eseri okurken düşünme ve de yorum yapabilme fırsatı buldum diyebilirim.
Schopenhauer usta ile tanışma kitabım. Her ne kadar doğru noktalara işaret ettiğini kabul etmek durumunda kalsam da, içimde bir yer (lanet olası romantik yanım), "etme eyleme usta, aşk, bu dediklerinden fazlasını ifade ediyor olmalı" diye sızlanmadı değil.
Usta, ilk bölümde "madem aşkı ele alıyoruz, önce onun gerçekliğinden bahsedelim" minvalinde başlıyor söze ve bu kadar insan, aşk denen şeyi yazıp çizip kaymağını yerken, bunun farazi bir maraz olduğunu düşünmek yersiz demek istiyor bizlere. Sonrasında ise "şehir efsanesi" imiş gibi yaklaşılan aşkı, yarattığı tahribat ile ele alarak olayın ciddiyetini kavramamızı amaçlıyor. Uğruna kafayı sıyıranları, el ele ölüme gidenleri örnekleyerek aşkın gerçekliğini gözümüze sokuyor bir bakıma. Bana kalırsa bu, aşırılıktan başka bir şey değil ya, neyse...
Buraya kadar anlatılanlara bakarak, aşkın salt romantik yönlerinden kitap boyunca bahsedilecek falan zannedebilirsiniz. Yanılıyorsunuz, birazdan hepimiz "Düz Adam Sami"ye bağlayacağız.
Şimdi... Schopenhauer'in bu kitaptaki yadırgadığım yönlerinden biri, tekrara fazlaca düşmesiydi. Tamam, bazı şeyleri uzun uzadıya anlatması gerekli, tek kelamla sonuca gitse zaten böyle bir kitap ortaya çıkmazdı. Ancak bazı şeyleri çokça tekrar etmiş, bu da benim açımdan eksi puan olarak kitaba yansıdı. Uzun uzadıya anlatımından bir örnek verip, bizim düz adamlığımızla bağlayacağım kısım ise şimdi geliyor: Schopenhauer usta, kişiler arası çekimin, meydana gelmeyi amaçlayan gelecek neslin iradesi olduğunu ve birbirlerine muhabbetle bağlı bireylerin mahsullerinin verimli; isteksiz ve aralarında sevgi bağı veyahut herhangi bir çekim bulunmayanların mahsullerinin ise imalat hatası gibi bir şey olacağını savunmuş. Peki bizim eskiler bu konuya nasıl değinmiş? Gönülsüz gibişten, burunsuz Abdullah doğar. Net! Bu arada, siz siz olun, sizi bir araya getiren o portakal ağacındaki vitamini artık küçümsemeyin.
Sonraki kısımlarda ise erkeğin ve kadının, eş seçimindeki kriterleri anlatılmış ki, bu bölümü beğendiğimi ifade etmek isterim. En azından usta, güzel bir kadın imajı çizmiş.
Kitabın genelinde, soyun devam etme amacının aşka ve tutkuya sebebiyeti ele alınıyor ve bu, biraz da gelecek nesli meydana getirmek ve soyu tükenmesin diye kilometrelerce yol katetmek, aç kaldıklarında yavrularına kendi bedenini dahi yemek diye sunmak gibi fedakarlıklarla benzerlik taşıyor diye düşünmeden edemedim. Halbuki aşka farklı manalar yüklemiştim ben. Neyse ki ufak bir kuple de olsa, Schopenhauer usta, ben gibi düşünenleri teselli edecek bir şeyler söylemiş.
Son bölümde ise "paderastie" yani "oğlancılık" konusunu ele almış Schopenhauer. Bu olgunun tarihçesine ve doğasına değinmiş. Bu olgudan bahsederken de çok genç veya çok yaşlı bireylerin çocuklarının da sorunlu olacağını söyleyerek "paderastie" olgusunun oluşumunu temellendirmiş.
Erkeğin aşkı, tatmin olduğu andan itibaren gözle görülür bir şekilde azalma eğilimine girer; neredeyse bütün kadınlar, ona, zaten sahip olduğu kadından daha çekici gelecektir, değişikliğe özlem duymaktadır. Öte yandan, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Türün devamlılığını ve olabildiğince büyük bir artışı hedeflemiş olan doğanın güttüğü amacın bir sonucudur bu.
"Bunca gürültü patırdı niye? Niye bunca itiş kakış, tepinme, korku,endişe ve dert? Sonuçta amaç, sadece her bir Mecnun'un kendi Leyla'sını bulması değil mi?"
Arthur Schopenhauer
Sayfa 26 - Nilüfer Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkın Metafiziği
Baskı tarihi:
Ekim 2012
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
12345671998754
Çeviri:
Veysel Atayman
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah
Aşkın (Cinsel Sevginin) Metafiziği, insanın, türün bir "bireyi" olarak kendi dışında bir yerde ve geçmiş zamanda yazılmış bir oyunun çaresiz edilgen aktörü olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. "Oyunun" senaristi olmasa da amaçlarının farkında olan ödünsüz merci, İRADEdir. İrade, bütün canlı türlerin ideal tipinin korunup hayatta kalmasını sağlama kaygısı taşır. Türün bireyi (insan-hayvan) içine irade tarafından içgüdü halinde yerleştirilmiş dürtülerin doyum taleplerinin edilgen hizmetçisidir. Türün korunup devam etmesi bakımından tayin edici önem taşıyan "cinsel dürtü"nün tamamlayıcısı "cinsel sevgi"nin, dikkatle değerlendirilmesi gereken mutlak ya da nispi özellikleri, uyulması gereken kuralları vardır; bu oyun kurallarını, "türün aleyhine" sonuç almaksızın, kimse ihlal edemez.

Kitabı okuyanlar 1.015 okur

  • Pınar Cinisli
  • Beybun
  • Elif Arslan
  • Sevilay
  • Muhibb-i Kitap

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları