·250 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Kasım 2019 17:08 Kitapta, lenfoma kanserine yakalanan babasının son anlarında, yanında olmaya çalışan ve hastane süreci boyunca babasını yalnız bırakmayan, vefalı bir oğulun hikayesi anlatılıyor. Aslında bu acıklı hikaye, oldukça sakin ve dingin bir şekilde anlatılmış. Ancak; son sayfalara gelince baba kaybı yüreğinize işliyor ve ağlatmadan bırakmıyor. Hasan Ali Toptaş, yaptığı betimlemelerde, kullandığı gerçeküstü benzetmeler ile güçlü ve benzersiz bir kalem sergilemiş.
Sevgili @1edebiyatmuallimesi arkadaşımız, Hasan Ali Toptaş okumaya bu kitapla başlanılmasını öneriyor. Ben de onun önerdiği sıralamayla yazarın diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim.
" Babalar, alınlarımıza yazılmış, yalnızlıklardır."
" Biz o tarafa geçtiğimizde, annem balkona çıkmış, sofra bezini silkeliyordu. O kollarını yukarıya kaldırdıkça, İzzet Dayımla Hüseyin Dayımın çatılarından aşıp onbeş, yirmi ev aşağıdaki camiye doğru savruluyordu sofra bezi. Hatta caminin minaresi bazen etrafında uçuşan irili ufaklı kuşlarla birlikte, alacalı bulacalı bir göğe benzeyen bu bezin altında kalıyordu. Ben de durmuş, manzaranın hoşluğuna bakıyordum."
" ... mahalleye çöken sessizlik duvarların duruşunu yineliye yineliye sokaklar boyunca akıyor, avlularda gölleniyor, sonrada oralardan taşıp ağaçların ve gölün rengini alarak çatıların ucuna doğru yükseliyordu."
" Yahu, dedim Nihat'a; aklımızı mı kaybettik, ne yapıyoruz şimdi biz?
Ağbi, kendini kendinmiş gibi düşünme, şu anda biz annemin kollarıyız, duguğu o kovacak, biz değil. Yoksa içi rahat etmeyecek, biliyorsun."