·687 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ağustos 2021 22:59 Selam. Ben arkada makarna işlerimi tamamlamaya çalışırken Suç ve Ceza’nın yorumunu girmeye karar verdim ki bu trajikomik. Suç ve Cezayı okumak hiç aklımda yoktu başlarda. Denizden geldiğimiz günü hatırlıyorum o kavurucu sıcağın arasında bile esen bir rüzgâr vardı ve akşam vaktiydi. Birden kitaplığıma gidip Suç ve Cezayı alıp bir de Salka Valkayı aldım sanırsam, aile üyelerine yönelik bir seçim yaptırdım. Kazanan Suç ve Ceza oldu ve ben çaresizce okumaya başladım, çünkü benim de herkes de başta olduğu gibi ufak bir önyargım vardı. İlk elli sayfasını o akşam okudum ama o yaşadığım his… ben hayatımda hiç bir kitap da böyle doyumsuz ve devamını arayacağım bir his yaşamamıştım. O ve oydu işte Suç ve Ceza benim en çok sevdiğim kitaptı. (Ve hâlâ klasiklerin vazgeçilmezi olacak ben de…) Aslında pek bir şey anlatmaya gerek yok… okuduğunuzdaki o hissi anlayacaksınız ve ben aslında Raskolnikov’un o cinayeti işlendikten sonraki psikolojisiyle şaşkınlığa uğradım ve psikolojinin bana göre olmadığını da tattırdı bu his bana. Eğer Psikolojiyi düşünüyorsanız mutlaka okuyun düşünmüyorsanız da mutlaka okuyun. Kitabı okurken sık sık düşündüm, insanların insanlara yaptıklarını aslında bunların toplumun bir parçası olduğunu; değişmeyeceğini, iyiliği ile kötülüğü karıştıran insanları, çaresizliği, çaresizliğinin içerisindeki deliliği gördüm. Suçu gördüm. Suçların hukuki olarak bir cezası vardır, çoğu insan bundan korkar ama Raskolnikov bunların çok ötesinde. O da aciz, insanların yaratılışın da vardır bu acizlik hissi. Ama o özel olmak istiyor. Belki de o tarihin içinde anılmak, isminin sonsuz kuşak içersinde anılmasını istiyor. Özel olmak istiyor ama yazar gözümüze soka soka özel olmak için birilerini öldürmekten geçmediğini söylüyor. Özel olarak anlatılan insanlar hep efsaneleşmiştir. Ama efsanenin içersinde de bir sıradanlık vardır bana kalırsa, çünkü bütün efsaneler birbirine benzer. Bu kitabın bana kattığı şeylerden biri de insanın içerisinde hissettiği o sonsuz yalnızlık, kitabın sonlarına doğru Raskolnikov cezaevindeyken ki anını hatırlıyorum. Bana çaresizliği ve artık bitmek bilmeyen o kavuşmak istediği düşünceleri anımsatıyordu, kaybettiklerini anımsatıyordu. Unutmayın, hayat elimizde görmediğimiz o küçük hazine; gökyüzündeki kuşların sesi, sevgi, ailemiz ve iyilik. Bunları görebilen insanlar varsa hâlâ gelecek için bir umut vardır.