Toplumun kadın üzerindeki etkisi bugün olduğu gibi geçmişte de varlığını sürdürüyordu. Örneğin yaşadıkları dönemin kadınlara ve kadın yazarlara bakış açısı sebebiyle erkek takma adı kullanan birçok kadın yazar olduğunu hepimiz biliyoruz. Victoria döneminde yaşayan ve kitaplarını George Eliot mahlasıyla yazan Mary Anne Evans da bu yazarlarımızdan biri. Üzülerek belirtmeliyim ki ismini çok fazla duymama rağmen yazarın gerçek kimliği hakkındaki bilgileri kitabını elime alana kadar bilmiyordum…
Middlemarch’ı okumaya başlamadan önce yaptığım araştırmalarda edebiyat alanındaki yetkin kişilerce fazlasıyla beğenilip övüldüğünü gördüm. Açıkçası bu durum esere karşı aynı anda hem büyük bir istek hem de bir korku hissetmeme sebep oldu. Sonuçta yetkin kişilerce övgüyle bahsedilen eserleri okumamak insana kendini eksik hissettirebileceği gibi, bu tarz eserleri okuyup övgüleri yersiz bulma riski de hep vardır. Neyse ki beklentilerimi karşılayan, iyi ki okumuşum dedirten bir eserle karşılaştım.
Romanda Middlemarch adında hayali bir İngiliz kasabasındaki olaylara şahit oluyoruz. Doğal olarak (küçük bir yer olması sebebiyle) yaşanan olaylar ve insanlar da birbiriyle bağlantılı. Yazar, kasabadaki insanların hayatlarını, düşüncelerini, dönemin olaylarını ve birçok farklı konuyu okuyucuyu sıkmadan kaleme almış. Hem çok sıradan hem de çok kapsamlı bir kitap olmayı aynı anda başarmış diyebiliriz. Hızlıca okumak yerine zamana yayarak okunması gerektiğini düşünüyorum. Böylece hem sıkılmadan hem de yorulmadan eserin tadına varabilirsiniz.
Orijinal diliyle karşılaştırmadığım için çeviri hakkında fazla bir şey söylemem uygun olmaz diye düşünüyorum fakat yine de gayet akıcı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.
Kitap hakkında yapabileceğim tek kötü eleştiri ise kitabın ağırlığı. Gayet kaliteli bir basıma sahip kalın bir kitap olduğu için bu da görmezden gelinebilir diye düşünüyorum.