Aklına ve Yaşamına Mukayyet Olma Rehberi: Nasıl Mutlu Olunur ve Ölünür?
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2021 67. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2021 03:06
Etrafının yapay bağlantısallıklarla çevrili olduğunu idrak eden birinin ilk hisleri alakasızlık, yabancılık ve melankolidir çoğunlukla. Hem kendine hem çevreye olan alakasızlık ve yabancılığın tetiklediği “birisi” kendini depresyonun, umutsuzluğun ve hatta intiharın sınırlarında bulur. Eğer bu durumdayken “birisi” birey olmayı başarmışsa ve bireyliğini koruyabilmişse (ki birey olabilenler genellikle uçlarda yaşayanlar; yani en umutlular ve en umutsuzlardır) yeni ufuklar görecektir. Çünkü şöyle düşünür: “eğer içinde bulunduğum bu çevre yapaysa her an değiştirilebilir, buna esir olmak zorunda değilim.” Birey, içinde umut barındıran bu düşünceden sonra ancak mutlu olabilir, mutluluğu kazanabilir. Depresyon olarak adlandırılan duygu durumu da umutsuzluktan başka nedir ki zaten? Bu değişimi en püf noktasından yakalayan ve resmeden yazarlardan biri Albert Camus’dür. Mevzubahis eserdeki anti-kahraman yaşamının ilk evrelerini çalışmakla/kölelikle tüketen, hem kendine hem çevresine yabancı, âdeta hissizleşmiş, yoksulluğun kabullenilmesinin zararlarının farkında, alışkanlıkları arasında buharlaşan ve silikleşen, özgürlük ve bağımsızlık kaygısı hisseden (umutla yaşamaya ancak bu kaygıyı hissedenler sahiptir) ve hep bir başkaldırı durumunda olan fakat yine de sabretmeyi deneyen mutsuz biridir. Bir gün yaşamını kazanmak ve yaşamının efendisi olmak için bir fırsat geçer eline, bittabi bu fırsatı değerlendirir. Zaman zaman ölmek cesaretinden daha da güç olan yaşamak cesaretini gösteren Mersault, tiksindiği dünyadan ve yaşam biçiminden bilinçli bir mutluluk istenciyle sıyrılır ve sıyrıldığında geçmişte bir tozu bile kalmasın ister. Yeni yaşamında da yalnızdır Mersault, kendi isteği üzerine özenle kazanmıştır yalnızlığını ve ne kadar sadece kendiyle baş başa kalırsa o kadar mutluluk duyar bundan. Bu serüvende en iyi yoldaşı yine kendisidir, zaten tek kişilik bir serüvendir onun yaşamı. Yeni yaşamının başlaması için Mersault’nün eline geçen fırsat nedir? Paraya sahip olmak. Paraya sahip olmak Mersault için neden önemlidir ve iyidir? Çünkü çokça para demek çokça zaman demektir; bireyin kendine ayırabileceği zaman. Çokça zamana sahip olmak da mutlu yaşamanın önkoşuludur. Ancak hepsinden önce insanın mutlu yaşamayı, yaşamının efendisi olmayı ve yaşamını düzenlemeyi bilinçli bir şekilde arzulamak cesaretini gösterecek kabiliyette olmalıdır. En zoru da işte bu cesareti göstermek kabiliyetinde olmaktır veya cesaret göstermektir. Şayet bir insan hakikati varsa, bu hakikate en çok yaklaşanlar zannımca varoluşçu perspektifteki düşünce üreticileridir. Bir süredir zihnimin köşesine kamp kuran bir arzu var: emekli olmak isteği. Emekli olmayı istememin nedeni de elimi eteğimi her şeyden çekebilecek ve keyfimce istediklerimi yapabilecek kudreti arzulamam. Bu arzumun gerçekleştiği gün kendimi kâinatın en birey bireyi ilan edebilirim :) Son olarak varoluşçuluğun benim için neden önemli olduğu konusuna değineceğim. Varoluşçuluğun kendime en yakın hissettiğim kısımlarını şöyle kısaca sıralayabilirim: a) insanın irrasyonel tarafını da göz önünde bulundurmaları, b) bireye ve özgürlüğe verdikleri önem, c) yaşamda etkin bir role ve mücadeleye teşvik etmeleri, ç) yaşamı yaşamın içindeyken güzelleştirmek istekleri, d) birey ve “ötekiler” arasındaki çatışmanın doğru tespiti, e) pozisyon itibariyle dogmaları alaşağı etmeleri, f) insanın değerini insana teslim etmeleri ve bunu yaparken doğaya ve doğallığa karşı bilinçli veya bilinçsiz bir “sorumluluk” hissinde olmaları ve son olarak da (en önemlisini en sona sakladım), g) yaşamlarının efendisi olmanın verdiği sevinç ve coşkunluğu taşımaları. Evet, sanıldığının aksine varoluşçuluk pesimist bir perspektif asla sunmaz. Onların yalnızlığa ve doğayla iç içeliğe yaptıkları vurgu, pesimist bir yaşamın yüceltilmesi değildir, bu vurguları yaparken asıl yücelttikleri yaşamdır. Ancak bunu söyledim diye varoluşçuluğun toplumdan oldukça uzak olduğu da sanılmasın. Aksine içerisinde büyük bir toplum düşüncesini de barındırır. Eğer varoluşçuların eserlerine ve yaşamlarına bakarsanız ne kadar toplumdan yana olduklarını, muhalifliklerini görürsünüz. Mutluluk zaten politik bir meseleyken onlar nasıl politikadan ve dolayısıyla toplumdan bağımsız olabilir? Bir diğer mesele de şu olabilir: Varoluşçuların ve özelde Albert Camus’nün bu absürt dünyadaki hüzne karşı fikirleri. Fikrimce yaşamın özü acıda, acının özü ise absürtlüktedir. Bu absürtlük insanın çemberine öyle bir saldırır ki, insan ister istemez bazen etrafa yabancılaşır ve hüzünlenir. Yabancılık ve hüzün duygularından sonsuza dek uzak durmak mümkün mü bilmiyorum ancak kendim için konuşacak olursam mümkün değil. Elbette bu duyguları tadacağım, kaçışım yok. Fakat bir de iyi yanından bakın: hâlâ yaşıyoruz. Değişim için bundan daha önemli ne olabilir ki? Mutlu yaşamak için öncelikle yaşamak gerekir nihayetinde. Coşkunluğa ve mutluluğa sahip olmak gerekir, ne pahasına olursa olsun. Ve bazen yabancılaşmakta, boş vermişlikte, kaybedişte ve hüzünlenmekte bile bir coşku görünür. Örneğin Harun Tekin “her şeyi, her şeyi bıraktım; artık çok mutluyum” derken, veya “daha mutlu olamam” derken; Teoman “dursun, ister dönsün dünya; hiç fark etmez artık sen yoksun ya” veya “güzel bir gün ölmek için” derken; Ağaçkakan “kayboluşa bir de iyi yanından bakın” derken; Geo “amacım olmaksızın yeraltındayım” derken; Kayra “yer yarıldı, ivedilikle içine girdim” derken hissettiklerinden biri de (belki de en büyüğü) coşkunluk ve mutluluk değil midir?
Felsefe
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
·
278 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.