Herkesin kendinden bir parça bulacağı insanın yaşamın anlamını ve ötesini görme, bilme, anlama ve içselleştirmeye çalışmasının hikâyesi. Siddhartha, her ne kadar Brahman olsa da içindeki insani boşluğu dolduramadığı için kendi dünyasından çıkıp insanların arasına karışıyor. Ve kendisini aramaya çalışıyor. “Bir hedef bulunuyordu Siddhartha’nın önünde, tek bir hedef: Arınmış olmak, susamalardan arınmış, istemelerden arınmış, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi…”
Siddhartha’nın hedefi içindeki o gize yani tümüyle saf dışı bırakılmış, ben olmayan öze ulaşmaktır. Bunu farklı yollarla denemiştir. İlk olarak, en yakın arkadaşı -onun gibi bir Brahman oğlu olan- Govinda ile kendini bulmak için ilk olarak Samanlar’a katılırlar. Bu arada arkadaşı onun her şeyde arkasında ve gerçekten iyi bir arkadaş Siddhartha’nın çok iyi bir konuma geleceğine daima inanır. Ama sonunda Samanlar’dan öğrendiği tekniklerle kendi kendisini bulma çabalarının yüzeyde kaldığını, içine inemediğini anlar. Samanların yanında kısa bir süre olsa bile acıları dinmiştir. Sonrasında ise arkadaşı ile birlikte Samanlar’ın yanından ayrılır. Kendi özünü bulma yolundaki ikinci durağı ise Buda’nın felsefesidir. Ama sonradan onun yanında da amacına ulaşamayacağını anlar, buna yaşantı yoluyla ulaşabileceğini görür.
Burada aydınlanma yaşayıp Ruhundaki uyanışın etkisiyle, bakışlarını dış dünyaya çeviren Siddhartha, hayret duygusuyla doğayı anlamaya çalışır. Duyu ve düşüncelerinin ikisini de benimsenmesi gerektiğini anlar. “Yapılacak şey her ikisine kulak verip Ben’in gizli seslerini yakalamaktır.” Geceyi bir ırmak kıyısında, bir kayıkçının samandan kulübesinde geçirir. Bu kulübede gördüğü rüya, Siddhartha’nın ruhsal bütünlüğe ulaşma yolundaki çabasının yönünü manevi yönden maddi olana doğru yöneltir. Çünkü bu rüya, aslında Siddhartha’ya ruhsal bütünlüğün anahtarı olan karşıtların birliği ve bütünlüğünü işaret eder. Bu rüya aynı zamanda onun bilinçaltındaki istek ve duygularının dışavurumudur. O doğayı ve insanları tanıma isteğindedir.
Önce Kamala’dan aşk sanatını öğrenmeye çalışır. Kamala önce onun zengin olmasını ister, Siddhartha da zengin olur ama tam benliğiyle bu oyuna katılmaz, onun içinde hala bir Samana vardır. Siddhartha paranın ve gücün onu iç huzura kavuşturacağını ve mutlu edeceğini düşünür ama bunlara kavuşamaz. Sonra o bu sansara oyunundan bıkar ve çocuk insanların ruhsal hasta olduğunu düşünür, onlardan iğrenir. O burada da kendini bulamamıştır. Batıp çıktığı bu dünya hayatının anlamsızlığından bunalarak tekrar ırmak kıyısına dönen Siddhartha, orada bir iç muhasebeye girişir. Tam her şeyden vazgeçip intihar edeceği sırada duyduğu ‘om’ sesi onu hayata geri çağırır. Yaşamın yok edilemeyeceğini anlayıp vazgeçer.
Nehir onun yaşamında önemli bir yer tutar. İçindeki kibri öldürmek için dünyaya açılması gerektiğini anlayan Siddhartha, manevi ve maddi yolculuğu sonrası ruhsal bir uyanış yaşar. Irmak kıyısında samandan bir kulübede yaşayan kayıkçı Vasudeva’nın yanında yaşamaya başlar. Burada, Kamala’nın ölümü ve ondan olan oğlunun nefreti ve kendisini terk edişi gibi acı olaylar yaşar. Tüm bu yaşadıklarıyla gerçekte bilgeliğin ne olduğu, uzun arayışlarla neyi amaçladığı konusunda bir sezgi artık onun içinde oluşmaya başlar. “Kitapta ifade edilmez ama Vasudeva, ırmaklar tanrısı anlamına gelen Sanskritçe bir sözcüktür. Bilgeliğin kaynağı olan ırmağa yönelmesinde, ırmağa ve kendi iç sesine kulak vermesi konusunda Siddhartha’ya yardım eden tanrısal bir güçtür. Romanın sonunda, Siddhartha’nın öz benliğe ulaşmasıyla o da görevinin tamamlandığını söyleyip ırmak kıyısını terk eder. Arketipsel sembolizm bağlamında Vasudeva, Siddhartha’ya yolculuğunda yardım eden yüce birey/yaşlı bilge arketipidir.”
Siddhartha en sonunda hedefine erişir. Onun yaşadığı bu benlik savaşı, kendisini bulma hedefi, kaderle mücadele ile özdeşleştirilir. Benliğini, bireysel ruhunu aşarak evrensel ruha ulaşmayı başarmıştır. Artık Siddhartha’nın yüzü Buda'nın yüzüne benzer. O da bireyselliği aşmayı, olayları bir bütün içinde değerlendirmeyi öğrenmiştir. Bu durum ermişlere de olduğu gibi onun yüzüne de yansımıştır.
O artık kendine ulaşmanın sözcük seviyesindeki görünümüdür, denebilir. Macerasının sonunda bilmenin kaynağına ulaşıp mükemmelliği tanıyan Siddhartha, acıları ve sevinçleri paylaşmaya hazır, kendini tümüyle ırmağın akışına bırakır, birlik ve bütünlüğün bir parçası olur.
Govinda ile karşılaşır ondan arayışının bir türlü sona ermediğini dinler. Ulaştığı bilgeliğin sırrını kendisinden öğrenmeye çalışan Govinda’ya verdiği “Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.” Şeklindeki cevap, ruhsal bütünlüğün bireye özgü ve ancak onun tarafından yaşanarak başarılabileceğine vurgu yapar.
En sonunda onun kendisini öpmesini ister. Govinda onu öptüğünde yüzbinlerce yüz görür ve hepsinin yüzünün Siddhartha olduğu görür. Ve Govinda, arkadaşı Siddhartha’da bir Tanrı bulur.
O kendisini ve sonsuzluğu aramak için farklı yollara başvurmuştur. Kendi Ben’ini, biricikliğini arayan Siddhartha, hiçbir öğretiyi kabul etmez ve sürekli arayış içindedir. Mutluluk, bilgelik, hakikat gibi kavramlar; ‘tamam buldum’ denilebilecek şeyler değildir, onlar arayışın yani sürekli yürünmesi gereken yolun ta kendisidir. Önemli olan tek şey; dünyayı sevmek, onu aşağılamamak, ona ve kendine hınç beslememektir. Ona, kendine ve bütün varlıklara sevgiyle, hayranlıkla bakabilmektir. Ayrıca önemli olan bulmak değil aramaktır.