Vedat Türkali’nin ilk romanı olup 1974 itibariyle edebiyatımızda kendisine yer bulan “Bir Gün Tek Başına”, biz okurlarını Kenan-Günsel- Nermin arasındaki çıkmaz sokakta uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Öyle ki bu çıkmaz sokağa açılan her bir kapıdan girdiğimizde Türkiye’nin acı siyasi tarihine, aile kavramının birey ve toplumdaki izlerine ve de gençlerin birtakım (özellikle birilerinin) çıkarlar uğruna heba edildiklerinin karanlık tablosuna soluksuz kalarak şahit oluyoruz. Kahramanlarının ruh hallerini yansıtırken karşımızda beliren bir ‘biz’ olduğunu söylemek mümkün. Bireyin bağlı bulunduğu- ki genellikle gençlik yıllarında- ideolojik fikirlerin yerini zamanla standart bir yaşantının kurallarına bıraktığını “ Hep kendimizi sıkarak yaşıyoruz; demir kalıplar içindeyiz.” ( s. 495) sözüyle de özetlememiz mümkün.
Vedat Türkali’nin ilk romanı olmakla birlikte pek çok ödüle layık görülmesini sanırım anlatımını, konu ve karekterlerinin iç içe geçmiş başarılı bir yapısının olmasıyla açıklayabiliriz. Merak edip okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar..!