·84 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Ağustos 2021 22:17 Şairle tanışma kitabımdı, bu kadar güzel bir tanışmayı en son ne zaman yaşadığımı hatırlamıyorum gerçekten. Sözleri o kadar anlamlı, o kadar içtendi ki sevdiği kadın olmak istedim Şükrü Erbaş’ın. Okuma serüvenim ilerledikçe ne kadar saçmaladığımı fark ettim.
Çünkü bu sözler sadece “Ömür” Hanım’a söylenebilirmiş zaten. Şair yalnızca onların anıları üzerine bu kadar hassas titreyebilirmiş. Okurken bu yaşanmışlığı, yalnızca şairin sevgisini değil aralarındaki o bağı ve kadının da adama olan sevgisini hissedebilirsiniz desem abartmış olmam inanın.
Kitap genel olarak yalnızlık ve aşk üzerine ilerlerken Sonsuzun Uçları şiirinde (39 bölümden oluşuyor) bunların üstüne şiddetli bir şekilde ölümü de sezdiriyor. Sevdiği kadının ölümünü. Ona duyduğu özlemi.
Tabii kitap bu kadar gerçekçi olunca altında yatan hikayeyi merak ediyor insan. Şükrü Erbaş bu kitabı vefat eden karısı üzerine yazmış öğrendiğim kadarıyla. Harflerle sulamış karısının mezarını.
Karısına hitap ediş şekli o kadar hassas ve içten ki bu kitabın tamamen o aşka ait olduğunu hissettiren en temel şey bu olsa gerek diye düşünüyorum.
Kısaca toparlamam gerekirse beni duygudan duyguya sürükledi günlerce. Hissetme doyumu yaşadım diyebilirim. Bugüne kadar okuduğum en güzel şiir kitaplarından birisiydi.
“Dünyanın bütün seslerini alıp götürdün
Mezarından başka harf kalmadı ağzımda.”
Yaşıyoruz Sessizce. İyi okumalar.