Puan vermedi·68 syf.····Okunma: 11 Ağustos 2021 15:51 Popüler kültüre meze olmuş ve olduğundan fazla şişirilmiş bir kitap daha.
Bu kitabı ilk önce üslup ve teknik açısından ele almak istiyorum.
Zweig psikoloji ile edebî anlatımı birlikte güzel harmanlayan başarılı bir yazar.
Merak uyandırma ögesini iyi kullanıyor ve sürükleyici bir yazım tarzına sahip. Bu da bir kitap ne kadar başarısız olursa olsun onun okunmasını sağlayan pozitif bir etken.
Zweig kitabında insanın iç dünyasındaki karmaşıklığa bir ayna tutup bunu yazı diline başarılı bir şekilde yansıtmış. Bu yönüyle kitabı okunabilir buldum.
Lâkin kitabı içerik ve kurgu açısından değerlendirirsem sadece bir hayal kırıklığı.
Içinde barındırdığı birtakım tezatlıklar aklımı bulandırmadı değil.
Zweig'in bu kitabı bir olay hikayesi değil tamamen durum hikayesine bir örnek sayılır.
Kitaptaki anlatılanlara gelirsek bilinmeyen bir kadın olarak geçen isimsiz kadının çocukluktan beri saplantılı şekilde aşık olduğu bir adama yazdığı mektubu anlatıyor kitap.
Bazen akla hayale sığmayan bazen okudukça sinirlerimi geren fazla uçuk bir gönül ilişkisi üzerine kurulmuş.
Orda yaşanan aşkın mutlak aşk kavramı dışına çıkmaya çalıştığı aşikâr. Yazar farklı bir imaj çizmeye çalışmış gibi.
Okurken sorguladım:
Aşk sahiden böyle bir şey mi? Ya da böyle mi olmalı? Yoksa psikolojik bir rahatsızlık mı bu kadının yaşadığı?
Elbette aklıselim her birey ordaki olağan dışı duygu durumunun sağlıksız olduğunu pekâla fark edebilir.
Kitaptaki bu hastalıklı bağlanma duygusuna körpe genç kızlarımız umarım özenmez. Çünkü normal dışı bir bağlanmayı anlatıyor. Sağlıklı bir insan ne böyle aşık olmayı ister ne de kendisine böyle aşık olunmasını.
Kadının aşık olduğu erkek çok tanınan başarılı bir roman yazarı. Kadınla yıllarca tesadüfî karşılaşmalarla hep bir şeyler yaşıyorlar adam onu hiç tanımadan.
Madem adam iyi bir yazar, peki nasıl olur da bu kadar şey yaşadığı kadını hiç bir türlü hatırlayamaz nasıl bu kadar kayıtsız ve ayrıntılara ilgisiz olur?
Zweig'in aklımı çelişkiye düşürdüğü yerlerden biri de buydu.
Bir yazar hem nasıl çok disiplinli ve başarılı olup aynı zamanda nasıl hodbin ve aşka karşı müstehzi olur?
Kadınlara hem çok değer veriyormuş gibi görünüp hem de onlarla -adını bile merak etmediği kadınlarla- tek gecelik ilişkileri yeğler?
Bu saçma bir tezatlıktan başka nedir?
Zweig'in kitabın sonunda kadının hayatı boyunca yaptıklarından bir nedamet duyduğunu yazmasını beklerdim. En azından okuyuculara güzel bir mesaj niteliğinde olurdu.
Fakat kadın hayatı boyunca yaşadığı saçmalıklardan bir kere bile bir pişmanlık ve hicap duymamış aksine tekrar tekrar yaşayabileceğini gönderdiği mektubunda anlatıyor.
Bu çok aptalca. Neden?
Çünkü kendine saygısı olan, mantıklı ve akıllı bir insan kendini bu kadar aşağılamaz.
Mektubunda yıllarca içinde saklayarak yaşadığı duyguları anlatıyor vs.
Ve en sonunda bunlardan dolayi tanrıyı suçlu buluyor. Klasik aptal insan çıkarımına bir örnek daha.
Bu yorumları yaparken kendimi sorguladım; ben gelenekçi, değerlerine fazla bağlı olarak mı düşünüyorum acaba yoksa onlar fazlasıyla seküler, değerlerin bir değerinin olmadığı bir dunyayı kabul eden bir toplumun mu insanları diye?
Dilimden geldikçe tarafsız yaklaşmaya ve değerlendirmeye çalıştım.
Velhasılıkelâm müthiş bir kitap diyebileceğim bir yanı yok.
Umarım siz daha etkili yorumlar çıkarırsınız.
Kitap okumak yemek yemeye benzer. Herkesin alacağı lezzet farklı olacağından yapacakları yorumlar da farklı olacaktır.
Lafı daha fazla uzatmadan herkese iyi okumalar dilerim.