Şimdiye kadar okuduğunuz tüm yoksulluk hikayeleri bu hikayenin karşısında saygıyla eğilebilir. Çünkü bu romanda yoksulluğun en dip noktası var. Hayatta kalmak için en temel önceliğimiz olan beslenme yok. Bu roman aynı zamanda otobiyografik özellikler taşır. Genç bir yazar yoksullukla mücadele eder. Yazdıkları çok ucuza yayınlanır. aldığı parayla ancak birkaç gün karnını doyurabilen bu yazar pek gururludur. Yeri gelir 3 gün aç kalır, açlıktan kusar, yemek yediği için ve midesi artık yemeği kabul etmediği için kusar, yeri gelir ceketinin düğmelerini bile satmaya çalışır ama kimseye sözlü olarak yoksulluğunu anlatmamaya çalışır. Ancak hikayede öyle kırılma noktaları olur ki, o gurur bazen bir kenara bırakılır. Bir lokma bir şey yemek için, köpeği için aldığını söylerek kasaptan atık kemik dahi ister. Bu kitabı okuyun ve o gururun nelere mal olduğunu, kırılıp kırılmadığını öğrenin derim.