AİLE VE BAĞ
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2021 69. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2021 10:03
“Sevimli bir şekilde acı çekmek zor” diyor Domenico Starnone Bağlar kitabında. Peki, kimdir bu Domenico Starnone diye sordum kendime kitabın daha ilk sayfalarında. Çünkü kitabın ilk kısmında bir annenin kocasına yazdığı mektuplarla bizi yüzleştiriyor yazar. Ama ne mektuplar yüce Tanrım! Mektuplardaki duygu yoğunluğunu yazar o kadar sade bir dille aktarıyor ki, onları okumuyor da yaşıyoruz gibi hissediyoruz. İçimizde bir yerlere dokunuyor, orada uyumuş olan duygularımızı uyandırıyor, farkındalıklarımızı çoğaltıyor ve Vanda’nın çektiği acıyı hissetmemizi sağlıyor. Kitabın olay örgüsü çoğu yerlerde sürprizlerle dolu olduğu için bozmaktan kaçınarak bu incelemeyi sürdürmeye çalışacağım. Vanda, Aldo’nun gidişi üzerine, onun evini ve çocuklarını hatırlaması için, onun on iki yıllık evliliklerinin değerini bilmesi için bir birinden içli mektuplarla bizi bu ailenin içine sokuyor hemen Domenico Starnone. Yazarın ustalığı en başından beri az kelime ile çok duygu ve olay aktarmak olduğunu hemen görüyoruz. Kitapta hemen hemen gereksiz hiçbir cümle ya da paragrafa rastlamıyoruz. Ayrıca yazarın kullandığı sade dil, akıcı üslup da eklenince romanı elden bırakılmıyoruz. Romanın ikinci kısmında Aldo’yu anlatıcı olarak görüyoruz. Olayları bu sefer onun gözüyle okuyor ve bu şekilde farklı bir bakış açısı kazanıyoruz. Tabi ilk mektupların üzerinden yıllar ama yıllar geçmiştir. Çocukları Sandro ve Anna büyümüşlerdir. Aldo anlattıkça onun ne kadar sadakatsiz bir erkek olduğunu ama Vanda’nın da onun tam zıttı olarak ne kadar sadık bir kadın olduğunu görüyoruz. Bir aile dramı, kime ya da hangimize yabancı ki? Yazarın seçtiği olaylar, kurduğu cümlelerde kendi aile yaşantımıza dönmeden, durup düşünmeden edemiyoruz. Kadın erkek ilişkisini aşan bir roman Bağlar. Çünkü çocukların mutsuz olduğu bir evde gerçek anlamda bir bağdan söz edebilir miyiz? Ya da şöyle mi söylemeliyim: Bir ailede ne yaşanırsa yaşansın anne-baba ve çocuklar arasında her zaman bir bağ var mıdır? Bu bağın güçlü ya da güçsüzlüğü tabii ki de tartışılır ama bu bağ çocuklarımızın kim olduklarını bize göstermez mi? Domenico Starnone tam da bunu hissetmemizi ister gibi kitabın son kısmını çocuklara ayırıyor. Bu sefer anlatıcı rolünü Anna üstleniyor. Anna’nın gözünden bir de yaşananlara bakıyoruz. Daha farklı hissettiriyor yaşananalar. Ama bu kısmı okudukça kendime şu soruyu sordum hep: En sevdiğimiz insanın biz de açtığı yara asla kapanmıyor. Üzerinden zamanda geçse, ömür de bitse her insanın kapanmayan yarası vardır. Ama sanırım bu yaraların en ağırı anne ve babamızdan aldığımızdır. Çünkü Bağlar romanında böyle yaralarla büyümüş iki çocuk okuyoruz. Çocukluğumuza indiğimizde belki de en büyük kötülüğü bize anne ve babamız yapmıştır, hem de bunu fark etmeden ya da bu kitaptaki ki Aldo’nun bencilliği gibi. Ama her şeye rağmen bir ince bağ vardır arada. Ama Anna ve Sandro’nun çocuklarının geçtiği evde birbirleri ile yüzleşmeleri sonucunda akıllarına bambaşka bir fikir gelir. Sanırım romanın en sürpriz yanı buydu. Çünkü onlar bu evin içinde mutsuzluk içinde büyümüşlerdir ve mutsuzluk içinde çocukluğun geçtiği bir ev de insanın en büyük kabusuna dönüşebilir. İnsanın en nefret ettiği nesne ya da mekan olabilir. Anna ve Sandro’da aynı şekilde bu evden nefret ederler. Çocukluk günlerini hatırladıkça ikisi nefretleri acılı bir biçimde kabarır. Ve tabii bir kere daha değineceğim yazarın dili ve anlatımı. Tüm bu olayları asla yorulmadan, sıkılmadan okumak, bunu bir şekilde okuruna aktarmak tam bir ustalık işi. İyi ki yazmışsın Domenico Starnone.
BağlarDomenico Starnone · Yüz Kitap · 20181,129 okunma
·
1.975 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Okuma isteği uyandıran bir inceleme olmuş, tebrikler. 👏
GökHan
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim ☺️
Sizin incelemeniz de tam bir usta işi Gökhan örtmenim 😘😘
GökHan
Gönderi Sahibi
Eyvallah Gardaşım, kitabı mutlaka oku, şahaneydi 😘😘