·170 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ağustos 2021 13:30 İnsanın Anlam Arayışının nasıl şekillendiğini anlatan bir kitap diyebilirim. Kitapta bahsi geçen anlam arayışının iki önemli unsuru vardır:
İlki insanların hayata dair anlamlarının yok edildiği ve yeniden yeni anlam arayışının sorgulandığı yer; İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi Almanya'sının toplama kamplarında olması
Sonraki önemli detay ise sorgulayan kişinin yani yazarın; o kampta tutsak olması.
Kitabın ilk bölümünde yazar, toplama kampında yaşadığı deneyimlerinden bahsetmektedir. İnsanların, kampta tutsak edilmeleriyle beraber özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Böylelikle tutsakların yaşama dair oluşturdukları anlamları da ellerinden almıştır. Ancak yazar tüm bu acı deneyimlere, yaşanan kötü koşullara rağmen hayatta nasıl kaldığını ve acılardan çıkardığı anlamı bizlere anlatmaktadır. Kitabın konusu bağlamında kitabın özünü, kitapta da bahsi geçen bir düşünürün sözüyle alıntılayarak özetleyebilirim. Nietzsche’nin "Beni öldürmeyen acı güçlendirir." Acının da birer öğretici deneyim olduğunu bizlere hatırlatan bir eser. İnsanın kendi varoluşunu keşfetmesiyle beraber içindeki potansiyeli olumsuz koşullara rağmen açığa çıkarabildiğinin bir kanıtıdır yazar Viktor E. Frankl.
Kitabın son sayfalarını okurken özet niteliği taşıyan satırları alıntılamak isterim. “Spinoza Etika’nın son cümlesinde. Elbette “azizler” derken, kastımızın ne olduğunu sorabilirsiniz. Dürüst insanlardan bahsetmek yeterli değil midir? Bunların bir azınlık olduğu gerçektir. Bundan da fazlası, her zaman azınlık kalacaklardır. Yine de bu azınlığa katılmanın büyük bir mücadele gerektirdiğini düşünüyorum. Dünya kötü bir durumdadır ve her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak daha da kötüsü olacaktır. Bu yüzden de uyanık olalım. İki şekilde uyanık olalım: Auschwitz’ten beridir insanın neler yapabileceğini biliyoruz. Hiroşima’dan bu yana ise neyin tehlikede olduğunu.” İnsanlar her ne kadar kötü olursa olsun; başka hayatlara olumsuz, yıkıcı tutum ve davranışları sergilemeleri, sözün özü insanların hayat anlamlarını ellerinden almaları onların içlerindeki ışığı, potansiyellerini açığa çıkarmasına ve yeniden hayat anlamları yaratmalarına engel olamayacaktır. Bu da yazarın logoterapi felsefesinin 3 bileşeni ile mümkün kılınmaktadır;
• Bir eser yaratmak yahut kayda değer biri iş yapmak,
• Sevgide anlam bulabilmek, bir insanı sevmek, doğayı sevmek,
• Acıya karşı tavır değiştirebilmek.
Benim, kitaptan aldığım mesaj tam da burada. Sevgide anlam bulabilmek, bir insanı sevmek, doğayı sevmek. Bizler içimizdeki iyilerle azınlık durumunda olsak dahi dünyaya barışı, sevgiyi yani insanca yaşamayı öğretebiliriz. Sevginin daima iyileştirici gücü olduğuna inanıyorum. Tüm yıkımları onarabilecek kudrete sahip. İnsanlığı onaracak olan sevgidir.
Ve son olarak kitabın konusu bağlamında önerebileceğim bir film: “La Vita E Bella”.