Medeniyet ve Müstağrip
Puan vermedi·287 syf.··
2021 1. kitabı
Cemil Meriç, müstağrip tipolojisini eleştirir Mağaradakiler’de. Hangisi Eflatun’un mağarasında, hangisi mağaranın dışında? Batı’da; intelijansiya, aydın, entelektüel, yani mağaranın dışındakiler, hepsi o mağaraya girip aynı Sokrates gibi kendi hakikatlerini dile getirmiş. Peki ya bizde? Bizdeki münevver de Batı’daki gibi mi? Ya da müstağrip mi, yani Batılılaşmış. Bizdeki münevver, maalesef ki müstağrip imiş. Yani Batı hayranı, Batı’nın hegemonyasını bize “medeniyet” kalıbında dikte etmeye çalışmış Türk aydını. Peki “medeniyet” nedir? Antik Yunan'da ortaya çıkıp Kıta Avrupası’nda boy gösteren ve günümüzde Avrupa Birliği olarak son şeklini almaya başlayan Batı kültürü mü? Yoksa Bedevi çölünde filizlenip Kurtuba (Córdoba) kütüphanesine kadar yayılan Arap (Emevi-Abbasi) kültürü mü? Ya da Ganj Nehri’nden akan Hint spritüalizmi mi? Müstağrip tipolojisine göre, hakiki medeniyet şüphesiz Batı. Hem de iyisiyle, kötüsüyle. 1689'da Monark’ı sınırlayan insan hakları bildirgesi de; 1789'da İnsan Hakları Beyannamesi’ni yayımlayan da Batı; bir yandan iki Cihan Harbi’ne yol açan da Batı. Atilla İlhan’ın sorduğu gibi, Hangi Batı? Müstağrip, Batı’yı homojen görür. Hepsi birer determinizimdir, ona göre. Yani, medeniyet hakiki ifadesiyle tam şeklini almıştır. Pürüzler de daha sonra giderilecektir. Peki gerçekten öyle mi? Kendi ülkesinde yasaklanan ve çevreye zararlı fosil enerjiyi, sırf şirketi zarar elde etmesin diyen Afrika’ya ucuz fiyata satan Batı da mı medeniyet? Bu zihniyete “pürüz” demek, nasıl bir hayalperestlik, inanmak güç. Meriç’e göre, sadece medeniyet kavramı değildi müstağribin algılayamadığı. Kendi dilini, dinini, toplumunu ve düşüncesini de bilmiyordu müstağrip. Öğrenmeye, anlamaya hevesi de yoktu. Keza kendi toplumuyla yüzleşmeye cesareti de yoktu. Ancak, cesaret, entelektüel olmanın ilk şartından biriydi Cemil Meriç’in lügatında…Onsuz olmazdı, olmadı da. Müstağrip, hiçbir zaman Batı’daki gibi intelijansiya sınıfına giremedi. Müstağrip olarak kaldı. Yani, Batı hayranı. Cemil Meriç için, medeniyet, Avrupa’nın “civilization”ı değildi. Her kültürün ayrı medeniyeti vardı. Batı irfanı bunu hiçbir zaman anlayamamıştı. Keza medeniyet, Batı hegemonyası için determinizme işaret eden bir süreç olmuştu. Yani diğer sözde medeniyetler, geliştiklerinde aynı Batı’daki izdüşümü gibi olacaklardı. Marx dahi bu konuda yanılgı içindeydi. Hem de proleter devrimin zorunlu olduğuna inanılan bir yanılgı. Ancak Marx bir idealistti. Tıpkı Eflatun, Rousseau gibi. Marx’a rağmen komünizm, Batı’nın bir eleştirisi olmaktan öteye gidememişti. Daha sonra anarşizm gelmişti, yani eleştirinin eleştirisi. Kısacası Batı hiçbir zaman homojen değildi. Bizim müstağribin göremediği gibi… Ancak Engels; Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni eserinde tıpkı Meriç’in dikkat çektiği üzere Batı medeniyetinin ilerleme kavramına dair çok ciddi bir eleştiri getirmişti. Kitabın sonunda, neredeyse Latin Amerika’da yaşayan kabilelerin Batı’nın kendisinden çok daha gelişmiş olduğunu dile getiriyordu. İlerleme, Batı’ya has bir kavram olarak görülmemeliydi. Hele ki antropolojik açıdan, özellikle son yıllarda hukuk antropolojisi alanının da gelişimiyle birlikte; kültürel görecelik kavramının gün yüzüne iyice çıkmasıyla medeniyet kavramı da tekrardan sorgulanır hale geliyor. Cemil Meriç ise Mağaradakiler’de sadece medeniyeti değil, medeniyeti medeniyet yapan mihenk taşlarını, yani entelektüelleri de inceliyordu. Sadece Türkiye’yi değil; Rus’u, Fransız’ı, kısacası Batı’yı da kendi tezahürü üzerinden mercek altına almıştı. Entelektüel tasvirinde ve tasnifinde bir şeylerin yanlış gittiği belliydi Cemil Meriç için, hatta bu yanlış gidiş Tanzimat’a kadar uzanıyordu. İşte Eflatun’un Mağarası’ndaydık sözün özü…İçinde hepimiz varız. Türk aydınının yüz yıllık dramı.
Felsefe
MağaradakilerCemil Meriç · İletişim Yayıncılık · 20033,673 okunma
·
720 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.