Gönderi

Adalet Sıtması
10/10
·70 syf.··
Beğendi
·
2021 355. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2021 16:25
«O senin bağrını yakıp kavuran ateşin adını senin gibi ben de biliyorum. Buna doyurulmamış adalet sıtması diyorum ben. Tropikadan daha öldürücü, namussuz. Tropika olsa olsa kanını ateşe verdiği insanı yok eder. Adalet sıtması ise, mutlaka dışarda bir kurban arar, ya da suçlu arar ilkin onu yok eder. Kimi zaman da kendine kıyar...» Bir komşunuzla sorununuz olduğunda, önce onunla konuşmayı denersiniz. Bununla bir çözüme ulaşamazsanız, adalete başvurmayı denersiniz. Peki ya adalet kokuşmuşsa? Peki ya komiserler umursamazsa? Yaşadığınız soruna yıllarca çözüm bulamazsanız, muhtemelen ya delirirdiniz ya da suçlu duruma düşecek bir harekette bulunurdunuz. Hasan İzzettin Dinamo’nun bu kısa romanında, karakter Arslan Bey’in evine Akrep Fikri adında bir berduş dadanır. İçkisini içip cesaretini topladı mı, Arslan Beylerin evinin önünde biter. Sabaha kadar bağırır, çağırır. Hakaret üstüne hakaret eder. Üstelik bunu tüm mahalle duyar. Arslan Bey önceleri sabreder, birkaç kez öğüt verir Fikri’ye. Bir gece iyice azıtan Fikri’nin yanına çıkar, pataklayacak olur. Tüm mahalle uyanır, engellerler Arslan’ı. Bu olay Fikri’yi engellemez. Hareketlerine devam eder. Arslan Bey polise başvurur, o koca mahallede tanıklık edecek bir kişi bulamaz. Bir gün öncesinde kendisine “Yahu Arslan Bey, sen, ne biçim adamsın. İnsan gelip de beni kaldırıp yardım istemez mi? Aramız iki adımlık. Kaç kez yatağımdan fırlayıp herifi yakalayarak nah şuradaki direğe bağlamak ve sonra vura vura öldürmek geçti içimden, kendimi zor tuttum. Yaz beni de tanık olarak bak neler söyleyeceğim. Aylardır uyku yüzü gördüğümüz yok. Bu, ne berbat herif böyle!” diyenler ertesin gün pısarlar, tanık olmazlar. Bu böyle 10 yıl sürer gider. Bu bağırışlar azalmaz. Aksine, freni patlak bir araba gibi giderek hızını artırır. Arslan’ın arkadaşı Dilaver’in de bir sorunu vardır. Yusuf Bey, Dilaver’in gözü gibi baktığı tarlasının üstüne çöker. Dilaver, defalarca gidip yalvarır Yusuf Bey’e. “(…) Yusuf Bey, burada sana bir kez daha yalvarıyorum. Ne olur, şu benim fındık bahçelerine ilişip de beni katil etme. Ben, Rumeli'de bir mezarlık dolusu düşman öldürdüm. Ne var ki, bir tek yurttaş, bir tek Türk öldürmedim. Öldürmek de istemiyorum. Beni hem dünyada hem de ahirette dolaşamamak utancına mahkum etme. Benim bahçelerimden vazgeçmen, seni ne küçültür, ne de zenginliğinden, gücünden eder. Hem, sağ kalır, daha uzun zaman yeryüzünün safasını sürersin, hem de kendi bahçelerinin yanı başında bir başka mutlu insanın barınmasını sağlamış olursun. Bu sevgili bahçelerimi bana Atatürk değil de sen bağışlamışsın gibi, sana durmadan dualar ederim.” Bu yalvarmalar fayda etmez. Yusuf Bey bırakmaz Dilaver’in tarlasını. Ona şöyle der: “Dilaver, Biraz güler yüz gösterdik diye olmayacak isteklerden söz etmeğe başladın. Haydi, şimdi, sağlıcakla kal. Türkiye'nin mahkemeleri, yargıçları var. Dava da ordadır. Onun vereceği karar karşısında boynumuz kıldan incedir.” Dilaver’in yargıya, hükümete başvurmaları sonuç vermez. Bir gün Yusuf Bey’i polis müdürlüğünde bir komiserle karşılıklı kahve içerken bulur… Dilaver’in içindeki kin günden günde büyür. Burası SPOILER. Spoilerı atlayıp incelemeye devam edebilirsiniz. ************************************** Öte yandan Arslan’ın da Akrep Fikri’yle uğraşmasına gerek kalmamıştır. Çünkü Akrep, siroza yakalanmıştır. Ancak intikam duygusu öyle bir histir ki, bu durumdayken bile gidip Fikri’yi öldürmemek için kendini zor tutmuştur. Dilaver, son bir kez olsun yalvarmayı denemek için kahveye yol alır. Ne yapsa da Yusuf Bey’i ikna edemez. En sonunda silahını çıkarır, ateş eder. Ancak silah ateş almaz. Dilaver’in böyle bir şey yapacağını sezen Arslan Bey önceden mermilerin barutunu boşaltmıştır. Dilaver, Arslan’a sinirlenir; Yusuf, Dilaver’e. Yusuf alır eline silahı, Dilaver’e doğrultur. Bunun üstüne Arslan kendi silahıyla Yusuf Bey’e ateş eder. Her kurşunun ardından “Deminki senin içindi Yusuf Bey, bu Akrep Fikri için, bu senin, bu Akrep Fikri için...” diyerek tüm tabancayı boşaltır. Yusuf’un beş kurşun yemiş cesedi kanlar içinde yatarken, Dilaver’le Arslan teslim olmaya giderler. ***************************************** İki karakterin de sorunlarını okurken hep ikilemde kaldım. Bazen öyle sinir bozucu anlar oluyordu ki, karakterlere, çek vur artık şunu, diyordum. Ama her seferinde de Hasan İzzettin Dinamo böyle hissettiğimizi bilirmiş gibi, dediğime pişman ettiriyordu. Böylesine bir sinek için, kendini yıllarca hapiste çürütmeye değer miydi? Odanızın içinde sürekli vız vızlayan, arada gelip üstünüze konan bir sinek düşünün. İlk başlarda sineği pek umursamazsınız. Ardından birazcık söver, başınızdan savmaya çalışırsınız. Olmazsa, durumu kabullenir gibi, bir süre sabretmeye çalışırsınız. Sonra sabrınız taşmaya başlar. Gider camı açarsınız, çıkmaz. İlaç alır gelirsiniz, ilacı gördüğünde saklanır hemen. Nasıl delirmezsiniz böyle bir durumda? Vızzz, vızz… Fikri de bu sinek gibi önemsiz biri, aralarındaki tek fark: Birini öldüremiyorsunuz; öbürünü öldürürseniz hapse girip ailenizden uzak kalıyor, yaşamınızı kısıtlıyorsunuz. Bu yüzden, 70 sayfa boyunca sürekli bir dilemma içinde bırakan bir kitap oldu benim için. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar. Kitabın PDF’i: mega.nz/file/LxEBxQoL#R... Açılmazsa söyleyin, güncelleyeyim.
Edebiyat
Adalet SıtmasıHasan İzzettin Dinamo · Yalçın Yayınları · 198339 okunma
··
1.275 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.