"Devrimcilerin nasıl sıcacık bir inanç ve şevkli bir idealizmle insana bağlandığını gördüm; benliğinden, sahip olduklarından ve canından vazgeçmenin hoşluğunu onların arasında hissettim. Ruhun ne büyük görkemidir bunlar. Onların yanında hayat temiz, asil ve canlıydı. Dolara ve sente değil insana önem veren, bütün o ekonomik büyüme ve dünya imparatorluğu olma tantanasını aç bir gecekondu bebesinin incecik ağlamasına değişmeyen büyük canlarla temas içindeydim. Etrafım asil hedeflerle, kahramanca mücadelelerle çevriliydi, günlerim ve gecelerim güneşin sıcağıyla ve yıldızların parıltısıyla, yakıcı tutkularla ve masum bir tazelikle doluydu; gözlerimin önünde her zamanki gibi alev alev yanan Kutsal Kâse, yani İsa'nın kendisi, ezelden beridir azap çeken ve kötü muameleye maruz kalan ama sonunda kurtarılıp esirgenme saati gelmiş olan sımsıcak insanoğlu vardı.“