Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 10 Eylül 2021 12:21 Sürekli okuma platformlarında karşıma çıkmasından mütevellit "bu bir işarettir demek ki yıllar sonra yerli roman okumanın zamanı gelmiş" diye düşünerek kitabı okumaya karar verdim. Kitabın girişinin sokak betimlemesi ile başlaması beni romanın içine çekmeye yetti. Başkarakterimiz sürekli kendisiyle geçmişiyle ve babasıyla cebelleşme halinde. Romanda dört farklı mevsimi işlerken de farklı kadınlarla ilişki yaşarken de, farklı şehirlerde ya da mekanlarda vakit geçirirken de aslında hep aynı cebelleşmelere şahit oluyoruz. Baba ile hesaplaşma elbette Freudan psikoloji irdelemesi için bize çokça done veriyor. Ya bende babam gibi olursam korkusu başkarakter C'nin tüm davranış ve düşünüş kalıplarına sinerek hayatına yön veren bir araca dönüşüyor. Aylak olmanın özgürlük kadar yalnızlığı, dışlanmışlığı da beraberinde getirdiğini yazarın tabiriyle "tutanak" sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu her insanın sallantılı bir köprüde gittiğini bu yüzden sürekli tutunacak birşey aradığını çalışmanın da en iyi tutanaklardan olduğunu vurgular. İnsan niçin çalışır? Yemek, içmek, barınmak gibi temel hayvani ihtiyaçları için mi? Yoksa bir anlam bulabilmek, düşüncelerden kurtulup otomatikleşmek, bir şeylerden kaçıp yorulmak için mi? Çalışmak, evlenmek, üç oda bir mutfak ve içinde de bir kız bir oğlan çocuk için tüm hayatını hipotek etmek insan doğasına ne kadar uygun? Peki ya çalışmamak sürekli geçmişin hayaletleriyle boğuşmaya mı sebep olur? İnsanın zihni boş durdukça değirmen misali kendi kendini mi öğütmeye başlar? Çalışmanın yıllarca yabancılaştırıcı, sömürgeleştirici, negatif tarafları dillendirilip duruldu. Peki ya çalışmamanın insana neler yaptığından haberiniz var mı? Yusuf Atılgan "Aylak Adam" romanında bu soruları sordurup cevaplarını düşünmeye sevkediyor. Derinlemesine analiz yapılmayı, üzerine saatlerce düşünülüp tartışılmayı sonuna kadar hakeden muazzam bir roman.