ah Cemil :')
"Yüzünüzü görmeyeli beri, dünya gözümde zindan kesildi. Bundan, intihar ile kurtulmak istedim olmadı. Küulün [alkolün] zehri ile kurtulmak istedim, olmadı. Türlü sefahat yollarına, türlü maceralara saparak kurtulmak istedim, olmadı. Söyle, sevgilim; ne edeyim ne eyleyeyim de kendime bir halâs ve necat çaresi bulayım? Yeniden gençliğime yeniden eski şevk ve neşatıma kavuşayım? Ben biliyorum. Yegâne kurtuluş çarem sizsiniz. Bir kerecik olsun, yakından veya uzaktan sizi görebilsem, zannediyorum ki, zindanımın duvarları, birdenbire yıkılarak gün yüzüne çıkıvereceğim. Fakat, aramızda ne kadar çok engeller var? Bunları tırmanıp geçebilmek için iki taraftan uğraşmamız lazım geliyor. Zira, ben şimdiye kadar elimden geleni yaptım. Kış demedim yaz demedim, hep civarınızda dolaştım durdum. Laleli ile vefa arasındaki sokakların taşı toprağı bir dile gelse de söylese. Kaç bayram, kaç kandil günü, -annenizle babanızın elini öpmeğe giderken sizi koçonuzun içinde görürüm ümidiyle- kaç defa nasıl taban vurduğumu. İki yıldır, her yaz aynı ümitle Bağlarbaşı'na taşınmadığım gün kalmadı. Sayfiyenin oraya pek yakın olmakla beraber size bir kerecik olsun rastgelmek saadetine eremedim. Ne yaparsınız? Nerelerde, kimlerle vakit geçirirsiniz? Bari bunu bilsem sizi gider, hayalimle arar bulurdum." Cemil Bey'den aldığım bu acıklı mektubun yalnız şu kadarcık kısmını nakledebiliyorum. Zira, öbür tarafları gözyaşlarımla ıslanıp silinmiştir.
Sayfa 70·Kitabı okudu
·
110 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.