Bir kitabın olay örgüsüne bakmak bir filin sadece hortumuna bakıp gerisini hayalinde canlandırmaya benzer. Bir fikir verebilir belki ama asıl önemli olan arka planı görmemize imkan tanımaz. O yüzden inceleme yaparken anlatılanlardan daha çok kitabın fikrine dair yakaladıklarımı yazmaya çalışıyorum.
Afganistan... Oldukça dağlık, merkezi bir yönetimin olmadığı, değişik etnik kökene ve kültüre bağlı insanların coğrafyası...
Bu eserde benim dikkatimi çeken birkaç kişinin yaşadığı olaylardan daha çok geniş insan topluluklarının birbirine bakış açıları ve davranışları oldu. Peştunlar ile Hazaralar örneğin. Kendilerini o toprakların sahibi gören Peştunlar ile ezilmiş veya öyle hisseden Hazaralar... Eser boyunca aralarındaki çekişme gözler önüne seriliyor. Tuğlalar arasındaki harç alındığında harabeler ortaya çıkıyor. Ve artık geri dönülemez bir noktada hapsoluyor insanlar.
Ülkemizde bunun direkt karşılığı yok. Ancak pamuk ipliğine bağlı birçok benzer durumun da olduğu bir gerçek. Bu noktada bize düşen hem birey hem de toplum olarak şapkamızı önümüze koyup düşünmek. Etnik köken veya din ve hatta mezhep farklılıklarını kaşıyanların amacı ve hedefi ne olabilir, düşünmeliyiz. Bazı şeyler “aman” deyip geçilecek kadar basit değil. İnsanın çocuğuna bırakacağı mal değil sağlam bir toplum olmalıdır. Bu elbette sadece birkaç kişinin gayretiyle olacak şey değil. Kolektif bir bilinç gerekli.