Puan vermedi·136 syf.····Okunma: 15 Eylül 2021 01:14 Rasim Özdenören'in yazdığı ve tek romanı olan bu kitapta; din ve devlet için cihad edip sonra aldatıldığını anlayıp evinden hiç çıkmayan ve Rasulullah (sav)'ı temsil eden gülü yetiştiren bir adamın ilk defa 50 yıl sonra dışarı çıkıp ortamın nasıl değiştiğini görüp delice (!) tepki göstermesini ve diğer yandan zengin, hasta ve yaşlı bir kocaya yaslanan ve sûrî bir lüks ve şatafat görünen Sitare'nin ve onun hayatında olan diğerlerinin hayatlarının aslında ne kadar acıklı ve yalnız olduğunu ve insanların yakın arkadaşlarıyla dahi ne kadar boyalı ve maskeli söz ve davranışlarla gerçek duygu ve düşüncelerini sakladıklarını ve bunun çelişkisi içinde her zaman maddî olarak olmasa da manevi olarak nasıl öldüklerini anlatan iki senaryoyu birleştirip Türk toplumunun modernleşme tecrübesini ve karşıt iki cenahını ve durumlarını gün yüzüne sermiştir. Bu romanın ilgi çekici diğer bir yanı -ki bence bu kısım çokça atlanıyor- bit Türk şehrinin günden güne nasıl modernleşip geleneksel yapısından her yönüyle koptuğunu uzunca tasvir etmesi de yüz senedir içinde bulunduğumuz tecrübenin ne denli yerlere varıp neyi kaybettiğimizi trajik bir şekilde ortaya koymuştur.
Aslında modern zamanlarda yaşayan her insan modern hayatı ilk başta gül yetiştiren adam gibi karşılar ancak sonrasında bu duruma alışır ve eski durumu ona delilik gibi gelebilir. Bu sebeple içimizdeki gül yetiştiren adamı bulmak boynumuzun borcudur.