Puan vermedi·160 syf.····Okunma: 16 Eylül 2021 14:05 Sisifos Söyleni, Albert Camus ‘ nün okuduğum üçüncü kitabı ve okumadan önce kesinlikle “Yabancı” eserini okumanızı öneririm. Çünkü Albert Camus’ nün düşündükleri ve görüşleri hakkında bir fikir sahibi olabileceğinize inanıyorum. Şimdi kitaba gelecek olursak öncelikle isminden başlamak istiyorum. Sisifos, Yunan tanrıları tarafından cezalandırılan biridir. Cezası ise yuvarlak, büyük bir kayayı dağın sivri ucuna ulaştırmak olacaktır. Sisifos taşı o uca her çıkardığında taş tekrar aşağı düşmektedir. Sisifos sürekli bir uğraş içinde taşı yukarı çıkarır ve taş sürekli aşağı düşer. Bir nevi boşuna uğraşıp durur. Albert Camus, kitapta bu hikayeden yola çıkarak yaşamın yaşanmaya değer ya da değmez olduğu sorusuna yanıt veriyor bir nevi. Yaşanmaya değmez ise intihar edildiğini , değer ise başkaldırıp mücadele edileceğini söylüyor. Kitap ağır ve felsefik bir kitap. Bazı yerleri tekrar tekrar okumak zorunda kaldım ve anlatabildiğim kadarıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. Özetlemek gerekirse şunları anlatıyor:
Bıkkınlık makineleşen hayatımızın uyanma aşamasıdır. Bu aşamadan sonra geçmişimizi ve hayatımızı sorgulamaya başlarız. Bunun sonunda ya iyileşme görülür ya da intihar. Belli bir yerden sonra “ Yabancı” romanındaki karakter gibi uyumsuz olmaya başlarız. Bu uyumsuzluğu Raskolnikov( Suç ve Ceza) karakterinde de görürüz.
Uyumsuzluk dünyaya olan çağrımızın yanıtsız kalması sonucu ortaya çıkar. Bu durum mantık dışı sebepler doğurur. Bunun farkına varıldığı zaman ortaya çıkan özlem bizleri mantıklı sonuçlara ulaştırır.
Uyumsuzluk durumunda insan karanlığa düşer ve bu karanlığı aydınlatacak ışık yine insanın kendisidir. Uyumsuz insan umutsuz durumlarda “ Yaşam ne olurdu” sorusundan çok yeni umutsuz duruma ayak uydurmaya çalışır. Aslında bu umutsuzluğu yenecek olan kararlı bir benliktir. Kararlı bir benlik için ise mücadele etmek gerekir.
Uyumsuz insan için gelecek kuşaklara bırakacakları önemli değildir. O her zaman kendi yaşadığı zamanı düşünür. Bir nevi bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenlerdendir. Hayatını nasıl yaşadığından çok ne kadar yaşadığı daha önemlidir. Bu yüzden deneyimlerini pek düşünmezler. Biliyorsunuz ki deneyimlerimizin bizi üzen ya da sevindiren tarafları vardır. Bunun bilincinde olan insan deneyimlerinden dersler çıkarırlar ama bu uyumsuzlar için geçerli değildir. Sevgileri de genel-geçer olur. Duyduğunuz bir kelime olan Don Juan uyumsuzlara çok yakışır.
İçimizdeki Don Juanlara selam olsun. Onlar sürekli bir güzellik ve aşk peşindedir. Aşkı bulduklarında daha iyisini isterler hep. Hayatlarına giren insanların, hayatlarındaki eksikliği gidereceklerine inanırlar. Nesnelerin derinliğine inmeden yüzeyselci olurlar.Yaratmazlar, dünyaya bir eser bırakmazlar.
Direnmenin ve savaşmanın en iyi yolu yaratmaktan geçer. Bizlerin de birer yaratıcı olmamız için başvurmamız gereken yol sanattır diyor Albert Camus. Sanat; bu dünyanın karmaşıklığını en iyi açıklayacağımız yoldur. Dünya basit bir yer olsaydı sanata ihtiyacımız olmazdı. “Gerçeğin elinden ölmemizi engellecek bir şey varsa, o da sanattır” der Nietzsche.
Gördüğünüz gibi eserde sık sık uyumsuzluktan bahsediliyor. Benim kitaptan anlayıp, aktarabildiklerim bunlar. Umarım yardımcı olmuşumdur. Şimdiden iyi okumalar.