·234 syf.····Okunma: 17 Eylül 2021 18:18 Bir yosma gerçekten sevilebilir mi? Ya da bir yosma aşık olabilir miydi? Aşk gerçekten her şeyi yenebilir mi? Birçok soru vardı okurken kafamda. Eseri okurken başlarda sıkıldım, ama olayın ana kahramanına teslim olunca kalemi, işte o andan itibaren kitaba fazlasıyla kaptırdım kendimi.
Armand’ın duyduğu aşkı, kıskançlığını ve sevdiği kadına kendini kaybedecek kadar olan düşkünlüğünü hissettim. Ona kızdım, ama bazen hak verdim. Sevdiği kadını gözünden bile kıskanıyordu, ama yaptıkları? Kibrin insan üzerindeki etkilerini, yaşattığı dramı hissettim. Ayaklarına kapanmaya hazır olduğu kadına, kibrin yüzünden teslim olamayan bir erkekti Armand...
Ah güzel Marguerite’m, çektiğin acılar, kederler ve aşkın için yaptığın fedakarlıklar... Öyle güzel betimlenmiş ki aşkın, sevdan kıskanmadım dersem yalan olur. Ama aşkın için çektiğin acılar beni derinden üzdü güzel kadın. Sevdiği adama teslim olmuştu Marguerite, öyle doyasıya seviyordu bu adamı. Aşkı için yaşadığı lüks hayattan sırtını dönmeyi göze almıştı. Her şeyden uzaklaşmak, sevdiği adamla uzaklarda ölene kadar yaşamak istemişti. Ama aşkın bazen 2 kişi arasında sınırlı kalamadığını acı bir şekilde görmüş oldu...
Aşk, kıskançlık, kibir ve sadakatin aşık olduğun kişiye göre değişimine, getirdiği acılara tanık olmak benim için güzel bir deneyim oldu. Gerçek bir olay oluşu beni daha çok bağladı kitaba. Özellikle kitabın sonlarındaki mektupları, sanki bana yazılmış gibi hissettim. Uzun lafın kısası, iyi ki önüme çıkmış ve tavsiye edilmişsin kamelyalı kadın. Seni okumak büyük bir keyifti...