Dura Mater Evettt, geldik üçlemenin sonuna. Şimdi ne desem nereden başlasam nasıl bitirsem eksik kalacak bu kitaplar için. Öncelikle kesinlikle okunması gereken kitaplar. Çok farklı bir okuyucu deneyimi olacak, şüphe yok. Fakat birinci kitaptan son kitaba bazı noktaları da eleştirmeden edemem. Birincisi ilk kitabın ilk 150 sayfası. Ne okuduğumuzu anlayamıyoruz bir türlü, boğulduk. Tabi sonra müthiş bir kurgu geliyor arkasından, akıl dolu ama kitaba devam etmeyi başarabilirseniz. İlk 150 sayfayı 3 haftada okudum, araya başka kitaplar aldım vs. Sonra bir arkadaşım elimde kitabı görünce, okuma zevkine çok güvendiğim bir arkadaşımdır kendisi, ne efsane kitap değil mi diyince hızlandım. Kitabın sonrasını uykusuz kalıp bitirdim. Öyle bırakamadım elimden. İkincisi ikinci kitap. Onunla ilgili zaten söyleyeceğimi söyledim. Sayfamda var. Ve şimdi baş rol oyuncumuz: Dura Mater. Biz edebiyatta şunu bilir şunu söyleriz şunu bekleriz: “Romanın sayfalarında yazan hiçbir şey boşuna yazılmaz. Mutlaka bir yere bağlanacaksa o bölüm yazılmalı.” İşte böyle havada kalan çok bilgi var kitapta. Bazı bölümlerde gerçekten makale okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bilgilerin şahaneliği olmasa kopup gideceksiniz romandan. Teknoloji ile ilgili verilenler tamam, kabul; kitap zaten bunun üzerine ama havada kalan bir aşk üçgeni (lathe, iris) ve bir yere asla bağlanmayan bir bölüm çikolata hikayesi.
Ancak kitabın sonu çok çarpıcı aynı zamada da ürkütücü. Bir distopya olduğunu varsaymak isterim. Yoksa içimizde bir yerlerde var olmaya hazır bir şeyler anlatmış da yazar, yıllar sonra “Ben bunun olacağını yazmıştım” mı diyecek bilemem. Beyninizin her katmanına sağlık ve bu güzel kitaplar için teşekkürler @serkankaraismailoğlu