Brandon Sanderson fantastik türünde en sevdiğim yazarlardan ilk üçe girecek kadar kalitelidir benim gözümde. Yazım tarzı, okuyucuyu her kitabında dumura uğratması, karakter analizleri ve sizi kitaptakilerin gerçekliği konusunda şüpheye düşürmeyecek kadar inandıracak olmasına bayılıyorum. Tek kelimeyle müthiş bir yazar. Eğer fantastik okuyorsanız bu yazara mutlaka bir şans vermelisiniz. Neyse, biz konumuza dönelim. Kısaca kitabın içeriğinden bahsedeyim öncelikle.
Arka kapakta da yazıldığı gibi Elantris aslında Tanrılar Şehri olarak anılan bir yerleşkedir ve muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Elantris’teki bu muhteşem güzellikteki yapılarda yaşayan insanlar olan Elantrian’ların büyüleyici görünüşleri ve yetenekleri öyle inanılmazdır ki insanlar artık onları tanrı olarak atfetmektedirler. Elantrian’lar aslında taşı, toprağı yiyeceğe çevirebilmek, ölmekte olan bir hastayı iyileştirebilmek gibi çok çeşitli özel güçlere sahip insan topluluğunu ifade etmektedir. Elantrian olmak için ise soy bağına veya başka bir nedene ihtiyaç duyulmamakta, rastgele bir biçimde herhangi bir insan Elantrian’a dönüşebilmektedir. Hatta bu durum da kitapta Shaod, yani dönüşüm olarak ifade edilmektedir. Elantrian’lar oldukça fedakar ve yardımsever oldukları için diğer insanlar tarafından da çokça sevilmektedir. Ancak, 10 yıl önce sebebi bilinmeyen bir biçimde Elantris şehri ve Elantrian’ların büyülü güzelliği yerle yeksan olur ve Elantris, artık kendilerine dahi faydası dokunmayan hastalıklı Elantrian’ların yaşadığı bir çöplüğe dönüşür. Lekeli deriler, asla iyileşmeyen yaralar, atmayan bir kalp ve hiç geçmeyen bir açlık hissiyle cebelleşen Elantrian’ların bu ani düşüşü insanlarda çok acı bir değişime sebebiyet vermiş ve ülkede yönetim Elantrian’ların elinden alınmış, sıradan insanların eline geçmiştir. Halk ise yeni yönetimin birçok Elantrian’ı katletmesine şahit olmuştur.
Bizim asıl konumuz ise bu yönetimdeki kral Iadon’un oğlunun Shaod’a yakalanarak hastalıklı Elantrian’a dönüşümüyle alakalı. Baş karakterimiz olan Iadon’un oğlu Reoden, halk tarafından oldukça sevilen bir insandır. Bir sabah uyandığında Shaod’un onu aldığını aynadaki yansımasında görünce dumura uğrar. Tenindeki kahverengi lekeler bu hastalığın en büyük belirtisidir. Tamamiyle politik bir evlilik olsa da düğününden birkaç gün öncesinde böyle bir olayla karşı karşıya kalmak karakterimizi oldukça etkiler. Reoden, babasının emriyle yaka paça Diğer Elantrian’ların olduğu Elantris’e gönderilir. Ancak kralın itibarının sarsılmasını önlemek için halka, Reoden’in öldüğü haberi yayılır ve sahte bir cenaze töreni düzenlenir. Reoden ile evlenecek olan ve diğer asıl karakterimiz de Sarene. Kendisini oldukça çirkin bulan ve asla evleneceğine ihtimal vermeyen karakterimiz bu evlilikle nihayet mutlu olacakken yaşanan talihsiz olay neticesinde tüm neşesi söner, yapılan evlilik sözleşmesi gereği eğer taraflardan birisi nişanlılık döneminde ölürse evliliğin muteber olacağı gerçeğiyle baş başa kalır. Dolayısıyla Sarene Iadon’un halkının prensesi olma mertebesine erişir. Sarene politika ve siyaset konusunda kendini oldukça geliştirmiştir ve bu konulara ilgisi olan çok zeki bir kadındır. Reoden’in sahte ölümü aklında büyükçe soru işaretleri bırakır ve Reoden’in ortadan kaybolmasının asıl sebebini araştırmaya koyulur.
Kitabın konusu gerçekten çok orijinal. Zaten yazarı tanıyorsanız muhtemelen kitabın orijinalliği sizi pek fazla şaşırtmamıştır. Ben nedense Sissoylu serisinin farklı bir versiyonu gibi hissettim Elantris’i. Aslında aşırı bir benzerlikleri yok, sadece yazarın anlatımından ötürü benzetmiş de olabilirim ya da Sissoylu serisine karşı çokça özlem duyduğum için de böyle düşünmüş olabilirim. Ama kitabı çok sevdim. Benim için tek sıkıntısı kısa olmasıydı. Bence tek kitapla yetinilecek bir kurgusu yoktu kitabın. En azından iki veya üç kitaplık bir seri çıkarılacak kadar kaliteliydi. Mesela sıkça adı geçen bazı karakterleri tanıyamadık bile kitapta, en azından onlarla yüz yüze gelme fırsatı tanınsaydı fena olmazdı bence.
Karakterlerden ise en sevdiğim açık ara Reoden oldu. O kadar tatlı ve okurken içinizi bir hoş eden bir karakterdi ki Reoden’li bölümler gelsin diye sayfaları hızlı hızlı çevirdim. Gerçek hayatta tanımaktan mutluluk duyacağım kadar içten ve karakterli bir insandı Reoden. Bu kadar Reoden’den bahsetmek yeterli sanırım. Gelelim Sarene’e. Sarene de ne istediğini bilen, çok kararlı, kişiliğini samimi bulduğum ve okumaktan keyif aldığım bir karakterdi. Reoden ile karşılaşmalarını ise dört gözle bekledim. Sarene’in de artık mutlu olmasını okurken öyle çok istiyorsunuz ki bir an önce bir olağanüstülük olsun da Reoden ile evlenebilsinler diye içinizden geçiriyorsunuz sürekli.
Kısaca, Sissoylu kadar olmasa da okumaktan gerçekten çok keyif aldığım ve tekrar okumak isteyeceğim kitaplardan birisi oldu Elantris. Bu kadar kısa anlattığıma bakmayın, gerçekten anlatmadığım onlarca terim, fantastik yaratıklar ve olaylar bulunsa da onları da sizin okuyup deneyimlemeniz daha keyifli olacaktır eminim. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyor, hepinize sağlıklı günler diliyorum.
Puanım: 5/5