“Sevmek, sevilmek! İşte şu dünyada insanın biraz yüzünü güldüren saadet bu nimetten ibaretti.”
Selammm herkese! Bugün karşınıza, genç yaşta yaşamını yitiren yetenekli yazarımız Nabizade Nâzım’ın kaleminden akıcı hikâyesi ve gerçekçi gözlemleri aracılığıyla 1894 İstanbul’una harika bir edebi yolculuk yapma fırsatı sunan Zehra romanı ile geldim.
Romantik, duygusal ve yakışıklı bir erkek olan Suphi; ilk görüşte, varlıklı bir ailenin güzeller güzeli ancak aşırı kıskanç, kaprisli ve geçimsiz olan kızı Zehra’ya aşık olur. Zengin bir tüccar olan Şevket Efendi de böylece kızı Zehra’yı kâtibi Suphi ile baş göz eder. Evliliklerinin ilk zamanlarında gözü karısından başkasını görmeyen Suphi, annesi tarafından eve hizmetçi olarak getirilen ve Zehra’nın güzelliğine gölge düşüren ay parçası Sırrıcemal’e tutularak, yeni bir aşkın ateşiyle yanmaya başlar. Bu esnada kıskançlık krizlerine giren Zehra, hem kendisinin hem de çevresindekilerin felaketine sebep olacak planlar kurmaktadır. Sevdiği kadınlar arasında tercih yapmakta zorlanan Suphi ise, her şeyden habersiz, Rum dilberi Urani’ye de tutulunca, çırpındıkça batacağı bir aşk batağının içine iyice gömülecektir…
Sevdiği erkeği paylaşmaktan asla hoşlanmayan bir kadın, kalbindeki sevginin yerini ölümcül intikam duyguları aldığında ne kadar ileriye gidebilir? Nabizade Nâzım; kıskançlık, aşk, ihanet temaları etrafında kadın-erkek ilişkilerini, dönemin ahlaki prensiplerini, Türk aile yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıtmış, eserin olabildiğince sade ve doğal olmasına özen göstermiş. Romanda kullanılan yoğun karakter analizleri nedeniyle bir psikoloji romanı olmaya da aday Zehra. Hiçbir genç karakter masum değil bu romanda. Fakat her biri, “ben ne yaptım? benim suçum ne ki?” diyerek sütten çıkmış ak kaşık haline getiriyor kendisini. Arada fıtık ettiler anlayacağınız beni. Yer yer Zehra’ya, yer yer Suphi’ye, sıklıkla Sırrıcemal’e sövesim, Ürani’yi saçlarından tutup sürükleyesim geldi. Sadakatsiz’in Volkan’ı kılıklı Suphi, sen hak ettin sonuna kadar bu başına gelenleri! Yazarımızın da dediği gibi, kadın gönlüyle şaka olmaz. Kadınların gönlü oyuncak değil ki!