·80 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Eylül 2021 16:43 Çocuklara neden masal anlatırız? Hayatın acılarıyla yüzleşmeye hazır olmadıkları için onları masallardaki kadar güzel bir dünyanın varlığına inandırmak için mi? Belki de onlara masal okurken biz de inanmak isteriz masalların gerçek olabileceğine. Oysa büyüdükçe anlarız ki acı olmadan kendimizi tanıyamayız.
Üstadın bu kitabında yer alan şiirlerinden birini okuyan bir arkadaşım “çok masalsı” demişti, onun dizeleri için. Çünkü onu tanımıyordu, onun “acıyı bal eğlediğini” bilmiyordu henüz. Evet, üstadın hayatı acılarla yoğrulmuş bizse sadece dizelerinde bizimle paylaştığı kadarını biliyoruz.
Babasının gönül uzaklığında büyümesi, hayatın her alanında çekilmiş maddi manevi zorluklar; Hatice Hanım’ı kaybetmenin acısı ve en çok da onun ölümünün ardından yaşadığı pişmanlıklar… Ömür Hanım yaşarken ona söyleyemediği her şeyin yüreğini un ufak ettiğini dizelerinden anlayabiliyoruz.
“İnsan yaşlanınca
Görüyor zamanı.
Sonra çırpına çırpına
Çocukluğuna koşuyor.”
Üstadın bu dizelerini şu sözlerle tamamlamıştım zihnimde: “Oysa varacağımız tek yer pişmanlıklar ülkesi.” Ne yaparsak yapalım pişman öleceğiz; bazen yaptıklarımızla bazen yapmadıklarımızla…
İşte üstat bu pişmanlığın denizinde o kadar boğulmuş ki, onu tanımayanlar şaşırıyor -bir acı bu kadar güzel anlatılabilir mi?- Hem bunca yorgunluktan sonra acılarından bir masal yazarak o masal dünyasına sığınıyorsa kim ne diyebilir?
Kitabın son kısmında ise üstat bir daha yazmayacağım diyerek okuruyla bir nevi vedalaşıyor… Oysa kendisi de biliyor gönül bağıyla bağlananlar arasında vedaya yer yoktur. Ama şimdilik üstada bir veda şarkısı bırakıyorum:
“Vedalar doğru değil
Sevgiler yalan değil
Koşarım ben sensizliğe
Bu son bakışta gitmek
Hiç mümkün değil”