·120 syf.····Okunma: 02 Ekim 2021 00:43 Bir düşünün: İkinci dünya savaşından dönmüşsünüz, onlarca zorluğa göğüs germişsiniz, savaşa gönderilirken tezahüratlarla eşlik edilmiş, vatanınızdaki insanlar tarafından ‘gururlanarak’ savaşa gönderilmişsiniz, fakat binbir zorlukla savaştan döndüğünüzde bütün kapılar yüzünüze kapanıyor. Eşiniz sizi aldatmış, anne babanız hayatını kaybetmiş olduğunu öğreniyorsunuz; herkesin size bir yabancı gibi davranıyor. Sanki sizi tezahüratlarla savaşa gönderen onlar değilmiş gibi. Siz vatanınız için, insanlar için bunca zorluklara katlanın, döndüğünüzde sizi kapıların dışına itsinler. Ne kadar zor bir durum değil mi?
İşte Wolfgang Borchert hissettiklerini, yaşadıklarını bir tiyatro oyunuyla döküyor kaleme. Gencecik yaşında savaşa çağırılanlar, sırf kendi çıkarları uğruna askerlerin durumunu umursamayan üstler, onlarca masum insanın ölmesine karşın hiçbir huzursuzluk duymayan insanlar. Bütün bunlar Beckmann karakteriyle çıkıyor önümüze tek tek.
Başkarakterimiz Beckmann, ikinci dünya savaşından döner. Kendi yatağında bir başkasını bulur, kapılar kapanır. Hayata tutunmak için iş arar, deneyimsiz olduğu iddia edilerek kapılar kapanır. Anne babasının yanına döner, ancak hiçbir şeyin bıraktığı gibi olmadığını fark eder, kapılar kapanır. Beckmann, her fırsatta kapıların dışına itilir, umursanmaz.
Eserde bir diğer dikkatimi çeken nokta ise Beckmann’ın karşılaştığı herkesin onun gri gözlüğüne odaklanması. Beckmann, bu gri gözlüğü giymesinin sebebini havagazı ile öldürülen insanların gazlarından gözlerinin etkilenmemesi olarak açıklar. Fakat hiç kimse ‘havagazından öldürülen insanlar’ kısmına takılmaz, herkes gözlüğün gülünçlüğüne dikkat eder. Öldürülen insanların sayısı onlar için sadece ‘sayı’ niteliği taşımaktadır. Beni en çok etkileyen kısım ise Beckmann’ın anne babasının evinde oturan kadının Beckmann’ın anne babasının havagazı ile intihar ettiğini söylediğinde üstüne eklediği cümle:
“… bu havagazıyla biz tam bir ay yemek pişirebilirdik.”
Savaş sonrası insanların duyarsızlığını, bencilliğini, çıkarcılığını tek bir cümle ile özetleyebiliriz ne yazık ki. Üstlerin savaş karşıtı olan, barışçıl kişilere kötü gözle bakması ise ayrı bir konu. İnsanların gerçek yüzünü bir kez daha gösteren bir eser. Orwell’in Boğulmamak İçin eserinde de aynı duyguyu hissetmiştim. Kelimeler kifayetsiz kalıyor bazen.
Herkese iyi okumalar, kitapla kalın.