Körlük benim için Saramago ile ilk tanışma kitabım. Okuyanların dilinden düşmeyen bu kitabı uzun zamandır merak ediyordum ve beğenmemekten çok korkuyordum ama bu kitabı okuduğum için çok mutluyum diyebilirim.
İncelemeye ilk olarak biraz José Saramago’nun tarzından bahsederek başlamak istiyorum. Öncelikle Saramago’nun tarzını sevdim. Olaylara bakış açısı ve onu yazıya yansıtma şeklini beğendim diyebilirim. Tabi başlarda okurken biraz zorlandım. Çünkü kitapta nokta ve virgül dışında bir noktalama işareti yok. Araştırmalarım üzerine Saramago diğer eserlerinde de sadece nokta ve virgül kullanmış. Diyaloglar tek bir paragraf halinde bazen bir sayfa bile sürebiliyor. Bu duruma alıştıktan sonra kitabı okurken akıp gittiğini farkedeceksiniz.
Değinmek istediğim bir diğer nokta ise Körlük romanında olayın geçtiği belli bir ülke yok. İstediğiniz ülkeyi hayal edebilirsiniz. Ülkenin haritası sizin hayal gücünüz. Böyle olunca da kitabı hayalinizde canlandırmanız daha kolay olmuş diyebilirim.
Ayrıca yazar eserinde karakterlerin isimlerini kullanmak yerine onları betimlemiş. Böylece bütün ana karakterleri tanıma fırsatına erişmiş oluyorsunuz.
Kitap 1995 yılında yazılmış bir eser, piyasada çok fazla bu konuda film, dizi var. Ancak gözden kaçmaması gereken bir nokta var, kitapta anlatılan şeyler distopik olduğu halde insanın başına gelebilecek bir şey insanın empati yaptığında havada kalmayacak şeyler. Böyle bir romanı zombilerle, canavarlarla anlatmadığı için bende güzel bir etki bıraktı.
Buradan sonra kitapta anlatılanlardan konuşmak istiyorum. Kitabı henüz okumayıp incelemeleri okuyacak arkadaşlar için uyarımı yapayım :)
Cümlelerime Saramago’nun da dediği gibi aslında hepimiz gördüğü halde göremeyen körleriz. Etrafımızda olup bitenlere, hayatımıza, dünyaya kısacası her şeye karşı biraz körüz. Saramago eserinde bunu distopik bir romanla çok güzel açıklamış. Bir ülke düşünün ve hiç beklenmedik bir anda körlük salgını yayılıyor ama bu karanlıklar içinde bir körlük değil süt beyazı bir körlük ve temas ettiği herkesi kör yapan bir körlük. Bahsedilen bu körlük yayıldıkça kör olan ve kör olma ihtimali olanları karantinaya alıyorlar. Bu karantinayı düşünecek olursak insanların bütün çıkarcı hallerini, kendine fayda sağlamalarını okuyoruz. Daha sonrasında bütün ülkeye körlük bulaşıyor sadece bir kişi dışında o kişi görmezler ülkesinin gören kraliçesi ama sadece halktan biri, körlük bulaşan bir doktorun karısı. Nasıl körlük bulaşmadı diye düşündüm durdum ve şöyle bir sonuca vardım, doktorun karısı başından beri kocası ve koğuşunda bulunan bütün körlerin yardımına koştu ve onlara rehber oldu, kendi çıkarlarını düşünmedi. Körlüğün yayılmasına baktığımızda ise ilk köre yardım edip arabasını çalan hırsız kör oldu, koyu renk gözlüklü kızı kınayan hizmetli kör oldu. Bunun gibi örnekler incelendiği zaman doktorun karısının böyle çıkarları yoktu. Bu yüzden kör olmadı diye düşünüyorum. Bütün o zorlu süreçten sonra otururlarken ilk kör görmeye başladı ve sonra diğerleri de görmeye başladı. Aslında yazar yaşanılan körlüğün insanların kendi yarattıkları bir körlük olduğunu süt beyazı bir körlük tanımını yaparken vermiş ama bunu en sonunda anlıyorsunuz.
Kısacası kitabı çok beğendim ve gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Keyifli okumalar dilerim :) KörlükJosé Saramago