Uzun bir zamandır okumayı beklettiğim bir kitaptı. Kitabı bitirdikten sonra keşke henüz okumamış olup tekrar okusaydım dediğim bir kitap oldu. Kitap kahraman bakış açısı ile yazılmış olup Sabahattin Ali romanın kahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Romanın başında kendi başından geçenleri anlatırken romanın durağın ve sürükleyici bir roman olmadığı kanısına vardım. Ancak romanın asıl kahramanı olan Raif Efendi ile tanışması ile romanın akıcılığının başladığını anlayacaktım. Raif Efendinin içe kapanık bir kişiliğinin olduğunu ve kitabı klasikler arasına girmesinin sebebini Raif Efendinin yazmış olduğu defteri okuyunca anlaşılmaktadır. Marie Puder'e duyduğu aşk ve ikisinin arasında geçen bu aşk hikayesini o kadar güzel ve akıcı bir dille anlatmış ki kendimi romanın içinde buldum. Hikayenin nasıl geliştiği o kadar merak uyandırıyor ki kitap resmen diğer sayfaya geç diye insanı meraklandırıyor. Hiç beklenmedik bir anda Marieden artık mektup gelmediğini ve sebebinin ne olduğunu çok merak ettim. 10 sene boyunca bir beklenti içinde beklemektedir Raif Efendi. Hiç beklenmedik sıradan bir günde Berlinde kalmış olduğu pansiyonda tanışmış olduğu kadını görünce hayatının kadının ölmüş olduğu ve kadının yanında bulunan küçük kızın kendi kızı olduğunu öğrenecekti. Böyle bir durumda dünya insanın başına yıkılmaktadır. Raif Efendinin dünyası da başına yıkılmıştır. Kitabın sonunda da Raif Efendinin ölmesi kitabın en hüzünlü yanlarından biriydi