·1062 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ekim 2021 23:17 Yaklaşık 23 günde okuyup bitirdiğim bu muhteşem eserin incelemesini büyük bir keyifle sizinle paylaşıyorum. Baştan belirtmek istiyorum spoiler içerebilir.
1873 ve 1877 yılları arasında kaleme alınmış olan Anna Karenina romanı tam anlamıyla realist bir bakış açısıyla yazılmış diyebiliriz. İlk bakışta romantik, aşk ve dram hissi uyandıran kitap aslında öyle değildir. Rusya'nın o dönem içinde bulunduğu yaşayış tarzı ve toplumsal yapısını da bizlere anlatmaktadır. Tolstoy insanın doğasını, ruh halini en iyi şekilde yansıtan bir yazar ve iyi bir Sosyolog'tur. Kesinlikle karakterler birbirinden farklı ve oldukça başarılı. Aynı zamanda karakterlerin analizi ve psikolojik tahlilleri açısından da başarılı bir romandır. Genellikle okuduğum kitaplarla yazar arasında bir bağ kurmaya çalışırım. Burada da aslında düşündüğüm gibi bir durum söz konusu. Tolstoy'un otobiyografik unsurlarına rastlamak mümkün. Örneğin; romanda geçen Levin'in (beni oldukça düşündüren ve etkileyen bir karakter) kardeşi Nikolay, gerçek hayatta da Lev Tolstoy'un gözleri önünde veremden ölmüştür. Aslında karakterlerin gerçek hayattan alıntılandığını bu noktada düşünebiliriz. Tabi bu beni tam anlamıyla tatmin etmese de biraz otobiyografi araştırması yaptığımda Anna Karenina'nın gerçekliği ile ilgili bir içeriğe denk geldim. Henri Troyat'ın ilk olarak Tolstoy hakkındaki yorumunu belirtmek istiyorum.
Tolstoy'u şu şekilde tanımlamıştır:
"Tolstoy karmaşık bir kişilik. Bir yandan eserleri ve düşünceleriyle dünyayı etkilemiş, müritler edinmiş büyük bir fikir adamı; diğer yandan kumara ve kadınlara düşkün, zaafları olan bir insan. Ömrü boyunca öğretisiyle yaşantısı arasındaki çelişkinin acısını çekmiş: Evrensel aşkı yüceltirken evde karısına kötü davranan, yoksulluğu öğütlerken lüks içinde yaşayan... Öğretinin yüceliği için “kendi”ni yok etmeyi salık veren; ama “kendi”yle ilgili her fiziksel sıkıntıyı defterlerine not etmeden duramayan biri."
Anna Karenina ile ilgili ifadeleri ise şu şekildedir:
"Tolstoy'un komşusu ve aynı zamanda da arkadaşı olan Bibikov, Anna Stepanova Prigova adlı bir kadınla yaşıyordu. Uzun boylu, geniş yüzlü bu kadın, onun metresiydi. Adam, onu pek umursamıyordu. Hatta başka biriyle evlenme planları yapıyordu. Onun bu ihanetini öğrenen Anna, sadece birkaç eşyasını alıp kaçtı. Ve ardından kendini trenlerin altına attığı haberi geldi. Ölmeden önce Bibikov'a bir de mesaj göndermişti. Özetle 'katilim sensin' diyordu."
Anna Karenina, Çarlık Rusya'nın yönetim biçimini de detaylı bir şekilde ele almıştır. Aristokrat sınıfının zengin, güzel ve kültürlü (Anna) bir kadının evli olduğu halde yasak aşk yaşaması anlatılıyor. Vronskiy ve Anna arasında yaşanan bu tutkulu aşk sadece onlara zarar vermemiştir. Anna'nın bu aşkı yaşarken vazgeçtikleri, pişmanlıkları, yanlış kararları onun günden güne yitip gitmesine sebep olur. En sevdiği, uğruna ölebilirim dediği oğlu Seryoja ile aşık olduğu adam arasında seçim yapmak zorunda kalması. Anna'nın kocası Aleksandroviç'in merhameti, sevgisi, inancı. Levin'in delicesine aşık olduğu, kıskandığı Kiti. Tüm bu insanlara zarar vermiş bir aşk. Anna'nın bir tarafta mantık evliliği yaptığı kocası diğer tarafta tutkuyla sevdiği Vronskiy.
Anna bu aşkı yaşarken hayatın karanlık yüzüyle, pişmanlıklarla ve yanlış verilen kararlarla karşılaşacaktır. Aşkın güzel olduğu kadar mantığımızı da ele geçiren tehlikeli bir duygu olduğunu bu romanda görüyoruz. Kitapta aynı zamanda inançlı ve inançsız karakterleri de birarada görmek mümkün. Özellikle Levin karakterini inançsız olması (özünde iyi olması) sürekli Tanrı'yı arayan, sorgulayan, mantığın peşinde olan, felsefi bir karakteri görmekteyiz. Aslında inancın içinde hep varolduğunu biliyor buna karşılık hep Tanrı'yı arayacak, sorgulayacak elbette bir yerlerde onun var olduğuna inanacak.
Son cümlelerime gelirken okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Kadın olmanın bir kez daha zor olduğunu, namusun en çok da kadına has bir şey olarak dayatılmasını gördüm. Savaşın, köylünün, çiftçinin, geçimin sıkıntısını hissettim. Anna ile âşık oldum, Vronskiy gibi sahiplendim. Aleksandroviç gibi şefkatli, inançlı ve affedici oldum. Levin gibi sorguladım, düşündüm, aradım. Bitmesini istemediğim bir kitaptı benim için. Dönüp tekrar okuyabileceğim, kitaplığımın en güzel yerinde bulunduracağım bir eser.
Kitabın aynı zamanda vizyona giren son filmi 2012'de aynı isimle yayınlanmıştır. Kitapla kıyaslama yapacak olursak elbette sanatsal açıdan güzel ve başarılı film olmasına rağmen genellikle önemli görülen yerler filme uyarlanmış ve kısaltılmıştır. Mutlaka okumanızı ve filmini de izlemenizi tavsiye ediyorum.
Keyifli Okumalar...
🌸