Tanıtım yazısında kitapla ilgili şöyle bir cümle var: “ Dünyanın vasatlığına karşı tokat gibi bir cevap: “Medyum”.
Kitabın ana karakteri nam-ı değer “professore” Paris’teki işlerinden kurtulur kurtulmaz soluğu Venedik’te alır. Venedik-Paris hattında son derece lüks içinde seyrü sefer ederken içinde yaşadığımız çağın ve dünyanın gidişatına dair gözlemlerini felsefi çıkarımlar dizisi halinde bizlere sunar.
Ancak kitabın başından sonuna dek kahramanın aşk kaçamaklarından bahsettiği satırların arasına “reklam arası” şeklinde sıkıştırdığı dünyanın gidişatına dair başkaldırısı bana kopuk kopuk geldi.
Okuyanlar bu hususta ne düşünüyor ya da okumayı düşünenler nasıl hissedecekler, bilemem…
Kahramanın oteline gelen masör ve işletmecinin kızıyla yaşadığı maceraların arasına konudan konuya savrulur biçimde serpiştirdiği lâkin haklı olduğu denemelerine gelin göz atalım.
“Professore” dünyanın ahvalinden ve politikacılardan yakınarak başlıyor. Teknoloji,sanat ve edebiyattaki yozlaşmalardan şikayet ederek denemelerine devam ediyor.
Şüphesiz hem bahsettiği konuların hem de teşhislerinin doğruluğu su götürmez.
Değindiği başlıklar veçhile, metin kahramanın feragat etmediği lüks hayatından ve nobran üst akıl üslubundan muhakeme edilince kimi okura eğreti gibi gelebilir.
Bana göre bu post-modernist yaklaşımın bir izdüşümü…
“Tok, açın halinden anlamaz,” da bir yere kadar, öyle değil mi? Empati ve vicdan sahibi burjuva, kapitalizmi yeremez mi?
Objektif olalım.
Suyun üzerinde yürüseniz dahi, “Çünkü yüzme bilmiyor,” diyenler her daim olacaktır.
Benim daimi cevabım şudur :
“Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan geç. Benim takıldığım taşlara takıl yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git benim gittiğim gibi anca o zaman beni yargılayabilirsin."
Demem o ki, iğneyi kendine önce bir batır. Ben çuvaldıza razıyım … Medyum
MedyumPhilippe Sollers · Yapı Kredi Yayınları · 2016145 okunma