“Genel durum mu? Her şey geçip gidiyor, her şey adileşiyor, her şey tahrip oluyor, her şey kaosa dönüşüyor… Her yerde yağma ve ahlak yoksunluğu…”
Aslında çağımızı veyahutta hayatı özetleyen son derece gerçekçi bir alıntı. Her şeyi nasıl hızlıca tükettiğimizi, her şeyin olanca hızıyla kaosa ve çirkinliğe sürüklendiğini, sanki tekeri patlamış bir aracın yokuş aşağı yol alması gibi durdurulamaz şekilde sonumuza doğru ilerliyoruz. Kaçınılmaz olana soluksuz yol alarak (!) Felaket tellallığı olamayacak kadar gerçeklerle yüz yüze olduğumuz çağda suçu kime yükleyebiliriz ki; bütün bunları dile getirdiği için yazara mı, çağa mı, insanlara mı yoksa her koyun kendi bacağından asılır diyerek suçu herkes kendine mi yüklemeli; bilinmez.
Deliliğin, sert gerçekliklerin, hayatın karınlık yüzünün ve insanların acımasızlıklarının bir öngörüsü bu kitap. Deliliğinin farkında olanların, hayata karşı alerjisi olan ve hatta kronik bir hastalık gibi yaşamanın (!) Kitabını karşı-delilik olarak niteleyen ve çarpıcı bir dili olan yazarın, cinsellik, ölüm takıntıları, hastalıklar, içinden çıkılmaz düşünceler, tabular veya prensiplerle baş başa kalınacak bolca cümle mevcut. Bol bol maruz kalıyorsunuz kendinize, düşüncelere veya ardı arkası kesilmeyen sorulara …