Hikâye
Mısır’da ünlü bir padişah vardı... bir müflis, bu padişaha âşık oldu.
Padişah, bunu duyunca yol azıtmış âşıkı çağırdı da
Dedi ki: “Bir padişaha nasıl oldu da âşık oldun? Şimdi iki işten birini seç.
Sana başına gelecek şeyi birden söyleyivereyim; başının kesilmesini mi istersin, buradan defolup gitmeyi mi?
Ya bu şehri, bu ülkeyi bırakır, başını alır gidersin... yahut da aşkımda başını terk edersin!”
O adam gerçek âşık olmadığı için bırakıp gitmeyi seçti.
O müflis gitmeyi seçince padişah buyurdu, derhal başını kestiler, bedeninden ayırdılar.
Bir perdeci, “Onun suçu yoktu padişahım; neden vurdurdun boynunu?” dedi.
Padişah dedi ki: “Çünkü o gerçek bir âşık değildi... bizim aşkımızda sadık değil o...
Eğer hakikaten âşık olsaydı, hakikaten aşk eri bulunsaydı, burada başının kesilmesini kabul ederdi.
Başı sevgiliden daha iyi olan adamın, aşk davasına kalkışması ayıptır, günahtır! Eğer benden başının kesilmesini isteseydi, padişahı ülkesinden kaldırır, adeta kendisi padişah olurdu.
Huzurunda belime hizmet kemerini kuşanır, âlemin padişahı olduğum halde, onun yoksulu kesilirdim.
Fakat aşkta kuru bir davası vardı yalnız... onun derdine başının kesilmesi devadır ancak!
Kim bana âşık olur da sonra baş kaygısına düşerse, kuru davacıdır, ereği bulaşıktır o adamın.”
Bu hikâyeyi, her nursuz pirsiz kişi, onun aşkına dair yalan davalara kalkışmasın diye söyledim.
* Mademki aşk yoluna bilgisizlikle geldin, bu işe ehil değilsin; gecen hayrolsun!