·724 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ekim 2021 23:38 Turgut Özben’in arkadaşı Selim’in ölümünü öğrenmesi üzerine yaşadığı derin pişmanlıklar ve “keşke”lerin hikayesi. Turgut toplumun dayattığı doğrulara karşı gelmekten yorulan, kendini ifade edemeyen, anlaşılamayan bu yüzden yalnız kalan naif bir adamın kaybolan izini bulmaya çalışıyor.
Turgut Özben artık tek amacı Selim’i anlamak (neden intihar ettiğini anlamak) ve onun gibi düşünmek oluyor. Turgut Özben artık günlük rutinlerinden zevk almamaya, hatta hayatını yaşamamaya başlıyor. Bunun üzerine mektubunda bahsettiği kişileri bulup onlardan bilgi alıyor ve aslında uzun bir yolculuğa çıkıyor. Selim’in bilmediği hayatını öğrenmeye başlıyor. Kitabın sonlarına doğru bir iş gezisi için şehir dışına çıkıyor (aslında Selim’in günlüğünü rahatça okumak ve insanlardan uzaklaşmak için). Yani giderek yalnızlaşıyor ve Selimleşmeye başlıyor.
Selim ikiyüzlü olamamış, herkese inanmış ve hep kırılmış bir karakter. Kitapta birçok yerinde yaşadıklarına dair küçük hikayeler var. Mesela; S-432 de İki yüzlü olamayan Selim “İnsanların yalan söylemesi için bir gerekçe görmediğinden, onlara inanmakta güçlük çekmiyordu.” diyor. Sayfa-433 de “Söylenenlere inanmadığı zaman, inanır görünmenin insanlara ihanet etmek olduğunu düşünüyordu ve bu ihanetin anlaşılmaması için, ortalıkta görünmemeyi tercih ediyordu”. Bunlar Selim’in ikiyüzlü biri olmamasını ve kişiliğini neden yalnızlaştığını anlatan cümlelerden sadece ikisi. Bunun gibi çok ipuçları var kitapta.
Birinci bölümde Selim’in şiiri ve açıklaması kısmı biraz sıkıcı gelmişti (114-245 sayfalar). Kitap bazen bunalım içindeki ruh halinden (yada hezeyanlarından) çıkıp günlük yaşantısına döndüğü kısımlarda daha okunabilir bir hal alıyor. Romanda mizaha da oldukça sık sık yer veriliyor. Devletin mekanizmaları içerisindeki aksaklıkları, bu mekanizmalardaki unsurları (şefler, hademeler) çok güzel hicvediyor. 70 li yıllarda Türk filmlerinde de çokça gördüğümüz devlet dairesi ve aşina olduğumuz durumlarla dalga geçiyor (sayfa 302-306). Hele müdürler ile ilgili kısma çok güldüm.
Esat ile konuşmalarında Selim ile ilgili çok şey öğreniyoruz (sayfa 350-400); gençliğinden (15 yaş ) ve sonraki hayatından. Turgut hep kocaman “keşke”ler içinde yaşamaya başlıyor. Selim’in neler yaşadığını, kimlerle görüştüğünü, konuştuğunu neler yaptığını öğreniyor. Buralarda Selim karakterinin kitaplarla yaşayan, onlarla oyunlar oynayan, orada anlatılan hikayeleri hayatının merkezine koymuş biri olduğunu görüyoruz. Kitabın sonuna doğru daha akıcı olduğunu söyleyebilirim. Turgut Özben Selim’in günlüğünü okurken (s-594-716) her şey ortaya çıkmaya başlıyor. Bu kısımlar çok hüzünlü...
460.sayfadan başlayan ve 76 sayfa süren noktalama işareti olmayan kısım da gözünüzde büyümesin. Yüklemi, öznesi olan cümleler sadece nerede başlayıp bittiğini anlamak için dikkatli okumak gerekiyor. Kitabı yeniden okumak isterim. Çünkü ne beklediğimi biliyorum. Farklı anlatıcıların olması kitabın başında yorucu gelebilir. Dikkatli okumak gerekiyor özellikle ilk iki bölümde. Sizlere de tavsiye ederim ama bir an önce bitirmek gayesiyle değil…