“Peki ya gelmeyince ne mi oldu? Gelmemenin bir vakti yoktur. İnsan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır. Bir yıl mı geçmiş? Ne yapalım dersiniz, hazırlanması en az bir yıl sürerdi zaten. İki yıl mı geçmiş? Gelmesinin eli kulağındadır.”
Uzun bir süre önce okumuş olsam da yine uzun süre etkisinde kaldığım Doğu’nun Limanları, en sevdiğim yazarlardan biri olan Amin Maalouf’un ,60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazdığı romanıdır. O kadar etkilenmiştim ki, soluk almadan okurken bir ara gerçeklikten kopup Kitabdar’ın hikayesinin büyüsüne kapıldığım oldu. Kısmen gerçek bir hikaye olması ise, olaylara daha farklı bir yerden bakmama sebep oldu. Yazarın okurlara geçirmek istediği düşünce, insanları milliyetlerine göre ayırmak yerine özünde herkesin insan olduğu ve bu dünyada kardeşçe yaşamamız gerektiğiydi. 1998 yılında yayımlanmasına rağmen, bir takım olayların hala güncelliğini koruduğu gerçeğiyle karşılaşmak ise yazarın öngörüsüne hayran bıraksa da, bunun üzücü bir durum olduğu hakikatini de değiştirmiyor tabii. Gerçek insanların gerçek hikayesinin anlatıldığı kitapta Amin Maalouf’un muhteşem yazım diliyle harmanlanması mutlaka okunması gereken bir kitap haline getirmiş Doğu’nun Limanlarını.
" Okumak için uzaklara gitmekten çok, uzaklara gitmek için okumaktaydım. "