Klasik bir Zweıg novellası. Bir çok kitabını okuduktan sonra ulaştığım sonuç; eserlerinde genel olarak savaşların ortaya çıkardığı bunalımları veyahut kendi benliğine ulaşamayan, özgüveni eksik kırılgan insanları konu edinmiştir. Karakterleri ise okuyucaya muazzam şekilde yansıttığını, duygularını çok iyi anlattığını düşünüyorum.
Kızıl kitabında ise, yetişkinliğe bir türlü adım atamayan bir tıp öğrencisi(Berger) konu alınmıştır. Hayatı boyunca herkes tarafından gülünç bulunmuştur. Komşusu güçlü, hırslı olduğu için onu örnek edinmiş ve ilk başlarda onun gibi olmak istemiştir. Kendini gerçekten şehirde çok yalnız hissediyodur. Tam her şeyden vazgeçtiği esnada Kızıl hastalığına yakalanan bır kız ile tanışması ona tekrar umut olmaktadır.
Yukarıda anlattığım görünen olay örgüsü. Benim anladığım ise Zweıg, Berger karakterinde sürekli yalnızlıktan yakınan, , güçsüzlüğü ile alay edilen bir karaktere hayat vermiştir. Kardeşine yazdığı mektupta ise sürekli başarısız olmasından, ve kimseye bir faydasının dokunmamasından bahsetmiştir. Umutları tükendiği vakit onu hayata bağlayan hasta kızın başında beklemesi ve gerçekten birine faydalı olmasıdır. Berger'in kıza aşık olmasının en büyük sebeplerinden biri de ilk defa alaya alınmaması diye düşünüyorum.
Not olarak ise şunu belirtmek isterim ki, Zweıg'ın bu zamana kadar okuduğum en kötü kitabıydı. Spoiler vermeden belirtmek gerekirse ahlak kurallarına ters bir kitap olmuş..