·126 syf.····Okunma: 08 Kasım 2021 13:51 Herkese merhaba, öncelikle size biraz kitap hakkında bilgi vermek istiyorum. Kitap 1774 yılında yazılmış olup roman piyasaya çıktıktan sonra pek çok intihar vakası ile karşılaşılmıştır. Hatta Almanya'da ''Werther Salgını'' çıkmıştır. İnsanlar mavi ceket ve sarı pantolon giyerek caddelerde, sokaklarda gezmeye başlamıştır. Aslında kitap bir nevi Goethe'nin hayatını anlatmaktadır. Goethe bir zamanlar Almanya'da bir mahkemede asistan olarak çalışırken, nişanlı bir kadın olan Charlotte Buff'a aşık olur ancak bu karşılıksız bir aşktır. Ayrıca yakın arkadaşı olan Jerusalem'in intihar etmesi de bu kitabın yazılmasına ilham olmuştur.
Werther bir gün doğayla iç içe olan Wahlheim isimli farklı bir şehre taşınır, burada kendisini ruhsal olarak iyileştirmek ister ve doğada vakit geçirip resimler çizer. Werther'in psikolojisini tam olarak anlamak mümkün değildir, birçok farklı ruh haliyle aynı anda mücadele ediyor. Ayrıca kitap mektuplardan oluştuğundan Werther'in dış görünüşü hakkında bilgi sahibi olamıyoruz. Öğrenebildiğimiz şeyler kısıtlı; Werther'in sanata olan ilgisi ve sürekli Homeros'un eserlerinden bahsetmesinden edebiyata olan bağlılığı.
Werther bir gün davet edildiği bir baloda yargıcın kızı olan Lotte'ye aşık olur. Fakat Lotte nişanlıdır ve nişanlısı Albert ile evlenir. Werther ise Lotte ve Albert'in aile dostudur. Ancak Lotte ile Werther'in arasındaki ilişki çok karışmıştır. Aşk mı daha ağır basacak yoksa dostluk mu? Lotte kendisinden emin bir kadındır aslında, ancak Werther'in ona olan ilgisini her ne kadar Albert'i çok sevsede görmezden gelememektedir. Bir gün Lotte Werther'e görüşmemeleri gerektiğini söyler fakat Werther'in buna dayanacak gücü yoktur. Bu ikiliyi nasıl bir son bekliyor dersiniz?
Ah Werther, sana kızmakla kızmamak arasında kalıyorum. Kitabı okuduğum süre zarfında hep ikilemde kaldım. Bilirsiniz aşk hiç ummadık anda çıkar insanın karşısında, en savunmasız anımızda, hiç beklemediğimizde birden oluverir. Werther'e kızıyorum evet, neden derseniz, yakında evlenecek olan bir kadına aşık olmak ne demek? O kadını da kendinle beraber ateşe atıyorsun, karar vermek zorunda bırakıyorsun, yaşamını alt üst ediyorsun. Onun hayatında nokta kadar bir yer bile kaplamazken aklını karıştırıyorsun. Lotte'ye çok üzüldüm ancak o bence her zaman kalbinin sesini dinleyen bir kadındı. Bu konumda ben olsaydım, ben de Lotte gibi davranırdım. Spoiler vermemek adına Lotte'nin seçimlerinden bahsetmeyeceğim. Bir yandan da Werther'e üzülüyorum elbette, kendi iç dünyasında yaşayan, hayatı sadece Wilhelm'e yazdığı mektuplardan ibaret olan birisi. Bu platonik aşk çok tutkulu ve hırslı. Zaman zaman Werther'in aşkından şüphe ettim, sanki daha çok Lotte'nin nişanlısı Albert'le bir yarış halinde gibiydi. Goethe öyle zeki bir insan ki, Albert ve Werther'i birbirine oldukça zıt şekilde betimlemiş. Albert ne kadar mantıksal ise, Werther o kadar duygusal. Albert'in iyi bir kariyeri var, iyi bir işi var ancak Werther hiçbir yere ait değil, dengesizlik içinde yaşayan bir adam. İmkansızı sevdiğinin neden farkında değilsin Werther? Neden göremiyorsun, neden çekip gidemiyorsun, neden uzaklaşamıyorsun? Keşke orada ben olsaydım da ne yapıp yapamayacağını ben söyleyebilseydim.
Kitapta en çok üzüldüğüm yer, Werther'in gerçekten çaresiz olduğunu hissettiğim kısımdı. Uzaklaşmak istiyor ama belki Lotte onu sever diye bekliyor. En ufak bir hareketten kendisine pay çıkarıyor. Bana biraz Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu hikayesini anımsattı. Kitabı okudukça çok fazla benzerlik bulacağınızdan eminim.
İncelemeyi bir kitaptan bir alıntı yazarak bitirmek istiyorum. Herkese keyifli okumalar :)
''Böyle mi olacaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?''