Hayat belirsiz değil çok gerçek ve somut bir şeydir ; tıpkı hayatın görevlerinin çok gerçek ve somut olması gibi. Her insanın farklı ve özgün bir yazgısı vardır bu nedenle hiçbir insan ve hicbir yazgı başka bir insan ve yazgıyla kıyaslanamaz. Hiçbir durum kendini tekrar etmez ve her durum farklı bir cevap gerektirir. Bazen insanın kendisinin içinde bulunduğu bir durum , onun kaderini eylemiyle değiştirmesini gerektirir. Bazı zamanlarda derin derin düşünme ve bu sayede bazı değerlerin farkına varma insan için daha avantajlıdır. Bazen insan sadece kaderini kabul etmek ve çarmıhını taşımak zorundadır ve karşımızdaki durumun meydana getirdiği sorunun doğru bir yanıtı vardır.
İnsan kaderinin ıstırap çekmek olduğunu fark ederse, ıstırabı kabul etmeyi de bir görev olarak benimseyecektir.Bu onun tek ve kendine özgü görevidir. Istırap içinde bile evrende biricik ve yalnız olduğunun farkına varmalıdır. Kimse onu ıstırabından kurtaramaz Onun özgün fırsatı bu yükü taşıma biçimindedir.
Biz tutsaklar için bu düşünceler gerçeklikten uzak spekülasyonlar değildi. Bunlar bize yardımcı olabilecek yegâne düşüncelerdi. Bizi , hayatımızı kurtarma şansımız olmadığında çaresizlikten korudu.Bizim için hayatın anlamı, daha geniş yaşam ve ölüm, ıstırap ve ölme döngüleri kucaklıyordu.
Istırabın anlamı bize görünür olduğunda, kamptaki işkenceyle, görmezden gelerek, sahte yanılgılar arkasına saklanarak veya yapay bir iyimserlikle başa çıkmayı reddettik.Istirap artik sırtımızı dönmek istemediğimiz bir görev halini almıştı. Bizim de halledecegimiz ne çok acı vardı ( sayfa 88, 89 )
İnsanın cesaretle katlandığı bu acılar ve gerçeklikler bizzat yaşayanlar kadar kimsede derin yankılar uyandırmasa da yaşayanlar için büyük bir gurur kaynağıdır.O dönemdeki kuşak gerçekçidir çünkü biz