"Aslında körlük, umudun tükendiği bir dünyada yaşamaktı..." demiş José Saramago. Ne de güzel demiş... Sahi hayatımız hep kurduğumuz hayaller ve umutlarımız ile geçmiyor mu?Umudumuz olmadan birer hiç değil miyiz düşündünüz mü? Boş bekleyişlerimizin kılıfları o güzel umutlar değil mi?Aman liseyi kazanayım, üniversiteyi bitireyim, hele bir para kazanmaya başlayıp evleneyim, şu çocuğu bir doğurayım, hayırlısıyla şu çocukları bir evlendireyim... Bu bekleyişlerin hiç sonu yok sanki ama yine de beklediğimiz o şey gerçekleşince tam da her şey nihayete erecekmiş gibi hissederken sonraki görevimiz usulca belirir önümüzde ve yine bir umut kapısı kendini gösterir. Ah insan olmak...
Eseri okumak için bu kadar zaman beklemiş olmama şaşıyorum, ama işin şöyle bir güzel yönü var. Tam beklemediğin anda harika bir eser okuyorsun, o anın zevki var ya arkadaşlar öyle paha biçilemez bir şey ki. Mesela hani olur ya keşke hafızam şu filmi unutsaydı da tekrar hiç izlememiştim gibi izleyebilseydim deriz bazen, işte öyle bir heyecanla okudum. Yazarın kaleminin ustalığı, kendince kullandığı o sonu gelmeyen virgüllü diyaloglar beni mest etti. Ayrıca okurken sık sık sahip olduklarım için Allah'a şükrettiğim ama bir yandan da kıymetini bilmediklerim için kendi halime üzüldüğüm bir eser oldu. Yine aynı şekilde bu dünyada kadın olmanın zorluklarını gerçekçi bir şekilde uyarlayarak anlatan yazara hayranlığım arttı. Övülesi, enfes bir eser ve muhakkak okuyun kitap dostları.