Puan vermedi·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Kasım 2021 18:12 İnsan, sırf renginden dolayı nasıl bu kadar üzücü olaylara mahkum olabilir?
Şu dünyada anlam veremediğim en büyük olaylardan biride bir insana sırf rengi farklı diye köle muamelesi yapılması. Hala bile günümüzde bu zihniyetten çıkmamış insanların olması o kadar korkunç ki. Günümüzde zenci demek bile onlara hakaret niteliğinde. Çok duygulandığım empati dahi kurarken çok üzüldüğüm bir roman oldu. Amerika’nın yaşayan en önemli kadın yazarı sayılan Toni Morrison Nobel ve Pulitzer ödülüne layık görülmüştür.
Amerika’da köle ticaretinin palazlandığı ve dört bir yanda köle avcılarının gezdiği dönemde geçiyor roman. Düşünün gazetede bir siyahinin haberi ya tutuklandığı ya öldürüldüğü ya yakıldığı ile alakalı. Ölülerinin gömülmesinde dahi beyaz yasaları olan yıllar boyu haksızlığa uğrayan siyahi ırkın, köleliğin insana hissettirdiği hatta hissizleştirdiği dönem. Hepimizin kesinlikle okuması gerek. Kitap da bir karakterin yaptığı konuşmasını aşağıya bırakıyorum;
"Burada," dedi, "hepimiz etten kemikten yapılma canlılarız; ağlayan, gülen canlılar, otların üzerinde, çıplak ayak dans eden bedenler. Sevin onu. Bedeninizi sevin. Bütün yüreğinizle. Dışarıda, bedeninizi sevmeyenler var. Ondan nefret ediyorlar. Gözlerinizi sevmiyorlar; ilk fırsatta onları oymaya hazırlar. Sırhnızdaki deriyi de sevmiyorlar. O deriyi yüzmeye hazırlar. Ah, benim güzel insanlarım; onlar ellerinizi de sevmiyorlar. O elleri yalnızca kullanır, bağlar, zincire vurur, kesip atar, ya da boş bırakırlar. Ellerinizi sevin! Sevin. Onları kaldırın ve öpün. Bir elinizle öteki elinize dokunun, okşayın; ellerinizi yüzünüze sürtün, çünkü onlar yüzünüzü de sevmiyor. Yüzünüzü siz seveceksiniz, siz! Yo, ağzınızı da sevmiyorlar elbette. Orada, dışarıda, ağzınızın yarıldığını görmek, onu bir daha yarmak isteyenler var. O ağızdan çıkan hiçbir şeyi önemsemeyecekler. O ağızdan fırlayan çığlığı duymayacaklar. Bedeninizi beslemek için o ağza sokacağınız her lokmayı çekip alacak, size kendi artıklarını verecekler. Hayır, ağzınızı sevmiyorlar. Onu siz sevmek zorundasınız. İşte burada, böyle bir bedenden söz ediyorum. Sevilmesi gereken bir bedenden. Dinlenmeye, dans etmeye gereksinen ayaklar; dayanağa gereksinen sırtlar; kollara, güçlü kollara gereksinen omuzlar. Ey halkım; dinle beni. Onlar demirsiz, urgansız ve dik boynunuzu da sevmiyorlar. Öyleyse, sevin boynunuzu; ona dokunun, onu süsleyin, okşayın ve dik tutun. İlk fırsatta, domuzların önüne atmaya hazır oldukları iç organlarınıza gelince; onları sevmek zorundasınız. O kara, kapkara ciğeri sevin ... sevin onu. Ve yüreği, o çarpan yüreği büyük bir aşkla sevin! Gözlerden, ayaklardan da çok. Özgür havayı içine çekmesi gereken ciğerlerden de çok. Yaşam taşı122 yan rahminizden, yaşam veren özel organlarınızdan da çok. Beni dinleyin: Kalbinizi sevin! Çünkü o bir ödüldür."