’Günün birinde parayı denkleştirip küçük bir ev satın alacağız, birkaç dönüm toprağımız olacak, bir ineğimiz, birkaç domuzumuz ve…’
‘Ve ihtiyacımız olan her şey kendi toprağımız olacak,’ diye bağırdı Lennie. ‘Tavşanlarımız da olacak. Anlatmaya devam et George! Bahçemizde neler olacağını söylesene. Kafeslerdeki tavşanları, kışın yağan yağmuru ve içimizi ısıtan sobayı, sütün üzerindeki kaymağın kalınlığını, hani o kadar kalın ki bıçakla zor kesiyoruz onu, bunları anlatsana George.’
‘Neden kendin anlatmıyorsun? Hepsini biliyorsun işte.’
‘Hayır, ben değil sen anlat lütfen. Ben anlatınca güzel olmuyor. Hadi lütfen devam et George… Tavşanlara ben nasıl bakacağım onu anlatsana.’ ‘Peki’ dedi George. ‘Büyük bir sebze bahçemiz, bir kümes dolusu tavşanımız ve bir de tavuklarımız olacak tabii. Kışın yağmur yağdığında boş ver işi gücü deyip sobanın içini iyice doldurup kibriti çakacağız, sonra da sobanın yanına oturup sıcacık evimizde çatıya damlayan yağmuru dinleyeceğiz.’” (s.20-21)