Karıncalar İmparatorluğu: Ya Her Şey Tersine Dönse Ne Olurdu?
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2021 56. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2021 15:36
Not: İlk olarak benim okuduğum kitabın baskısı olmaması nedeni ile kullandığım baskıda sadece ‘Karıncalar İmparatorluğu’ öyküsünü İngilizce olarak okuduğumu uygulamada belirtememekteyim. Bu sebeple incelemem onun üzerinedir ve özet şeklinde değildir, kendi düşüncelerimi ve analizini içerir. H.G. Wells Amerikan edebiyatınında bilim kurgu türünde ses getirmiş bir yazar olarak, kendisinin ilk dönem eserlerinden biri olan Karıncalar İmparatorluğunu’nda, insan doğasının sınırını sorgular. Kanaatimce, Karanlığın Yüreği adlı eserle Joseph Conrad’ın hikayesini bize yeniden yaşatır. Marlow’un Kango gezisinde olduğu gibi Gerilleau’da botu ile Amazon ormanlarına yol alır ve hikayemiz başlar. Hikayenin başında Brezilya’dan Amazon ormanlarına olan yolculuk bir bakıma beyaz adamın yolculuğu resmederler. Ana karakterimiz doğanın zenginliğini düşünür ve burada hiç insan olmamasını fark eder. Bilim kurgunun bir özelliği olarak insanın konumu ve limitlerine bir göndermedir. Hikayenin başında karıncalar küçümsenir ve karakterlerimiz işlerinin evi temizlemek olduğu söyleyip dalga geçerler. Sembolik olarak karıncaların seçimi önemlidir çünkü doğada küçük olmaları ile bilinirler fakat kendi dünyalarında kendi sistemlerinin olduğu insanlar tarafından önemsememektedir. Karanlığın Yüreği’nde insanların zengin olması için fildişi aramaya gidip oradaki yerlileri küçük görür. Onları eğitimsiz, bilgisiz ve kültürsüz görür. Emperyalizmin sembolü olan Kurtz’un düşüncelerini burada da görmek mümkündür. Bu, İngiliz birliklerinin 18. ve 19. yüzyıllarda Asya, Afrika ve Amerika'daki toprakları fethederek boyun eğdirdikleri zaman yaptıklarına göndermedir. Wells'in hikayesinde, anavatanlarını sömürmek isteyen yabancı bir güç tarafından fethedilenler insanların (beyaz adama gönderme olarak) kendileridir. Karıncaların bu kadar önemsiz ve küçük görünmesinden sonra Wells bu soruyu sordurur bize, ya her şey tersine dönse ne olurdu? Karıncalar düşündükleri gibi küçük değildir. Aslında burada sembolik olarak söylenen insanların buranın hakimi olmadığıdır. Özellikle bu karıncaların bir özelliği de onların bir tür zehir geliştirdiğidir. Öykünün devamında bunu geliştirip düşmanlarına karşı kullanmalarının bu büyüme ile olduğu ve onların gelişimi ile ilişkilendirilir. Bu sembolik olarak insanların bilimsel gelişmeler ile düşmanlara karşı icat ettiği silahlardır(ve bunları beyaz adamın koloni döneminde kullanışıdır). Ayrıca bu bilimsel icatlar insanlarda dünyanın sahibi hissi yaratmıştır. Fakat bu hikayede dominant olan değil ‘ötekileştirilen’ konumunda olanlardır. Hikayenin başında insanların artık maymun gibi olmadıkları ve bilimsel gelişmeler ile, silah, kültür, iletişim, yerleşim kurduklarından bahseden insanlar bunun aynısını karıncaların yaptığını görür. Wells’in sıklıkla kitaplarında kullandığı Darwinizm teması açıktır. Bunlar ‘medeniyetleşme’ adına önemli gelişmelerdir. Çünkü insanlar artık medeni olduklarını söylerek, kendileri doğada üstün göremez. Wells, bilimin olağanüstü gücünün yanı sıra bu gücün doğasında var olan tehlikeyi de vurgular. Hikaye, doğaya ve bu düzene aşırı derecede karışmanın insanlık için feci sonuçlara yol açabileceğini öne sürer. Mutanta uğramış bu karıncalar aslında bilimsel gelişmelerin bir sonucudur. Bu büyüme sonucunda küçülen insanlar (inferior-superior) arasında kompleksi açıklar. Tarih boyunca özellikle modernizm döneminde bilimsel gelişmelerin insanlara yarattığı limitsizlik hissine karşı Wells aslında distopik bir düzeyde insanların yaşamalarının sunar. Darwin’nin düşüncelerinden etkilenen Wells bize doğa seçilim yoluyla insanların yok olmasını gösterir. Darwinizm, insanın kendi kaderini ve genel olarak dünyanın kaderini kontrol etme konusundaki sınırlı gücünün bir hatırlatıcısı olarak hizmet eder.
Bilim-Kurgu
Kronik Argonautlar - Karıncalar İmparatorluğuH. G. Wells · Laputa Yayınları · 202057 okunma
·
291 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.