·516 syf.····Okunma: 23 Kasım 2021 12:13 Filmini ilk çıktığı zamanlar -severek- izlemiştim. Görüntüleri zihnimden silinmeye başlayınca kitabı okumaya niyetliydim ama artık okuyayım dediğimde de kardeşimle izleyecek film bulamayıp geçen gün tekrar izlemiş oldum. Bu yüzden okurken film ile de kıyaslama yaptım. Filmi aradan yine zaman geçince bir daha izleyebilirim ama kitabı bir daha okuyacağımı düşünmüyorum. Kitapta da filmde de ayrı ayrı sevdiğim kısımlar vardı. Filmin senaristi de Ernest Cline olduğu için övgüler de yergiler de her şekilde ona gidiyor.
Neyse gelelim kitaba. Yazar 80 yapımlarına dair büyük bir bilgi birikimine sahipti ve bunu da OASIS'in mucidi James Halliday'in hayranlığı üzerinden göstermiş. Bu durum bir süre sonra beni boğmaya başladı. Çünkü kitabın her sayfası bu göndermelerle doluyken ben bunları anlamıyordum. Bu yüzden "Vay be" demek ya da nostaljik hissetmek yerine sıkıldım. 2043 de geçen sanal gerçeklik ile ilgili bir bilim-kurgu okurken 70-80lerin Amerika ve Japonya yapımlarını replik replik bilmediğim için havalı olmayan cahil kimse ilan edilmek benim için kitap adına bir eksi oldu. Bunlarla gerçekten ilgili kişiler eminim zevk almıştır/alacaktır.
Sorunun bir diğer noktası da sadece benim bunları anlamamam değil. Karakterleri bu göndermelerden ayırt edemedim. Karakterlerin kişilikleri bu eski yapımlardaki kurgu karakterlerle çok bütünleşmişti. En basitinden Art3mis içecek sipariş ediyor, bilmem hangi yapımdaki hangi karakterin sevdiği içecekmiş de bu Parzival'e göre inanılmaz havalıymış da bu Art3mis de nasıl bir kızmış böyle de bilmem ne. OASIS'te gördüğümüz tüm dünyalar, oyunlar, robotlar artık aklınıza ne gelirse yine bu eski yapımlardandı. Sırf James Halliday seviyor diye bu ana karakterlerin de bunları paha biçilmez bulması garipti. Bir kere olsun ben sevmiyorum ama Halliday severdi düşüncesi geçmedi. Tam tersi ana karakterimiz Wade/Parzival daha 18'ine yeni basan bir gençken tüm bu yapımları onlarca kez izlemiş/okumuş, baştan sona bitirmişti. Hatta bırakın onlarca kezi 100lerce kez izlediğini söylüyordu. (Mesela Kutsal Kase'yi 157 kere izlemişti.) Aynı zamanda okula da giden ve okul esnasında başka şeylerle ilgilenmeye izin verilmeyen bir sistemde bugünün öğrencilerinin ne kadar vakti varsa Wade'in de o kadar vakti vardı. Bu yüzden bu geeklik olayı gerçek olamayacak kadar çok abartılmıştı.
Yazarın kitabın en başında uzun uzadıya aslında bir yaratan veya din yoktur şeklinde bir tirat vermesi de rahatsız ediciydi. Çünkü bunu karakterin düşüncesi, inancı olarak değil salt gerçek olarak aktarıyordu. Aksini düşünen tam bir aptaldır şeklinde. İronik olan James Halliday'e ve OASIS'e olan saplantı bir tür dini inanış gibiydi. Hatta Wade bunu da söylüyordu sanki.
Spoiler olmasın diye detaya girmeyeceğim birden bire ortaya atılan siyahi, gay, ailesi tarafından evden atılmış ve beyazların dünyasında yaşamaya çalışan bir karakter hikayesini OASIS yokuş aşağı giderken bu kitapta neden okuduk? Sırf bu kitap 'çeşitlilikten' nasibini aldı demek için mi? Evet.
İnsanlar gerçek hayattan tamamen kopmuş durumdalar ve bunun sonuçları yoktu. Tam tersi OASIS bir cennet ve bu cennetteki tek yanlış IOI algısı kitabın sonuna kadar kendini sürdürdü. Demem o ki yazarın kitabın esas konusu üzerinden hiçbir mesajı yoktu.
Diğer yandan sanal gerçeklik dünya inşaası -araçları, detayları, teknolojinin ilerleyişi- iyiydi. Dünyalar, gezegenler, seyahat şekilleri, ücretlendirmeler, başka teknoloji şirketlerinin varlığı, IOI gibi kötücül bir şirketin varlığı ve motivasyonu hepsine yer verilmişti. Bu yönden bir eleştirim yok.
Alıntılar azaltılsa, 80lere saplantı duymayanlar aşağılanmasa, gereksiz detaylar atlansa, karakterler gerçek hayatta bir araya daha erken gelmiş olsa eğlenceli olabilirdi. Tam bu sebeplerle filmini tercih ediyorum.