Gönderi

Şeytanın Çırağı
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2021 102. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2021 01:36
Kitap ithaki yayınevi tarafından ana dilden çevirilen Japon klasikleri serisinden bir kitap. Yazar Şiro Hamao tarafından yazılan 2 tane kısa hikayeyi anlatıyor. Bende incelerken hikayeleri ayrı ayrı ele alıp sonra ortak yönlerini ve yazarın üslubu hakkında fikirlerimi belirteceğim. İlk hikayemiz kitabada ismini veren Şeytanın Çırağı. Hikayenin konusunda kısaca bahsetmek gerekirse yazım tarzı olarak bir tartışma havası içerisinde geçen ana karakterimizin( bundan sonra kitapta adı geçmediğinden karakterimiz diye hitap edeceğim) başından geçen olayları anlatan mektupları okuyoruz. Mektuplar kendi düşüncesiyle haksız bir şekilde hapiste olan karakterimizin eski bir arkadaşı ayrıca Bölge Mahkemesi Savcısı olan Hachiro Tsuchida’ya kendisinin işlemediği bir suçtan dolayı hapiste olduğunu anlatıyor. Şimdi kitap ile ilgili beğendiğim noktaları anlatayım. Hikayede en beğendiğim nokta yazarın yarattığı karakterin ruh halinin dengesizliği ve bu dengesizliğinin hareket ve kararlarına çok güzel yansıması oldu. (Bu noktadan sonra daha rahat incelemek için spoilerlı devam edeceğim) Hikayenin başında Tsuchida ile karakterimizin geçmişte çok yakın arkadaş olduklarından bahsediliyor. Karakterimiz Tsuchida hakkında o zamanki düşüncelerini şu cümleler ile özetliyor “Yalnızlığımı gerçekten anlayan birini bulduğumu düşünmüştüm. Dahası beni seviyordunuz. Ben sadece sizi, hem ağabey hem sevgili gibi hissetim.” Tahminen 1928 (net bir tarih bulamadım kitabın girişinde yazmaya başladığı tarih 1928 olarak belirtilmiş) yılı civarlarında yazıldığı düşünülürse homoseksüellik özelliklede japonya gibi geleneklerine bağlı ve dar görüşlü bir toplum için büyük bir tabu. Şahsen yazarın bu cesaretine cidden şaşırdım. Tsuchida ile karakterimizin ilişkisi başlamadan Tsuchida’nın mezun olup başka bir okula gitmesi ve başkasından hoşlanması ile son buluyor. Karakterimizde oluşan bu büyük yaranın sonuçlarını bütün kitap boyuncada görüyoruz. Tsuchida karakterimize polisiye kitaplarıyla entellektüel bir birikim kazandırmış ve davranışlarıyla örnek olmuş ama karakterimiz onun asıl amacının bir katil yaratmak olduğunu aslında onun gerçek bir şeytan, kendisin ise zavallı bir çırak olduğunu düşünmektedir. Tsuchida hayatına devam ederken karakterimiz onun yokluğunu yediremez ve duygusal çalkantılar yaşamaya başlar. Kendine Sueko adında bir kız arkadaş yapar ve onunla keyifli vakitler geçirmeye başlar. Bir süre sonra Sueko’nun daha önce hiç konuşmadığı biri ile evlenmesi gerektiğini öğrenir ve Sueko’nun diğer adamı tercih etmesiyle karakterimiz tekrar yıkılır. Bu son olay artık geri dönülemez bir anlamsızlığa itmiştir karakterimizi (özellikle bu kısımları Albert Camus’nün Yabancı kitabını anımsattı bana) artık hiçbir şeyden zevk alamaz. Kendisine öylesine Tsuyuko adında bir kız arkadaş bulur. Ona karşı hiçbir şey hissetmemesine rağmen onla evlenir çünkü Tsuyuko gereksiz derecede uyumludur. Karakterimizin eve başka kızları getirmesinden onla ilgilenmemesinde kısaca hiçbir şeyden rahatsız olmaz onun için tek önemli olan yanında olması onu sevmesidir. Karakterimiz evlendikten bir süre sonra artık Tsuyuko’ya karşı nefret duymaya başlar onun tepkisiz, cansız haraketlerinden yaptığı hiçbir şeye karışmamasından rahatsızlık duyar. Onu kendinden uzaklaştırmak için her yolu dener ama başaramaz ve en sonunda çözümü onu öldürmekte bulur. Çünkü bu anlamsızlıkları sadece bir son anlamlandırabilir. Ciddi derecede uykusuzluk problemi çeken karakterimiz çok yüksek dozda ilaçlar almaktadır kendisi dozu yavaşça yükselttiğinden bir problem yaşamasada aldığı doz normal bir insanı öldürebilir. Bu ilaç ile karısını öldürmeyi düşünen karakterimiz tam o sıralarda eski sevgilisi ile karşılaşır. Seuko zengin eşi ile taşındıkları yerde bir deprem sonucu eşini kaybeder ve şehre geri döner. Karakterimiz eski kız arkadaşını gördüğünde ona karşı bir şey hissetmese bile mutlu olur ve onunla vakit geçirmeye başlar eşyalarını onun evine taşır ve onla yaşar. Tüm bunlar karakterimizin monotonlaşmış hayatındaki küçük bir heyecan uzun süredir unuttuğu hislerini canlandırma çabasıdır. Tüm bu olaylar yaşanırken karakterimiz sürekli kendini suçlu bulur ama bu suçları hep unutamadığı ilk aşkı Tsuchida’ya atar bunların tüm sorumlusu odur çünkü ona göre. Karakterimiz sonunda karısını öldürmek için onun gözü önünde ilacı içer ve ondan içmesini ister sonrada sigara almaya gönderir bu sayede dışarda ölmesini sağlamaya çalışır. Ancak istediği olmaz eşi ilacın kendisini öldüreceğini biliyordur daha önce eczacı ile bir konuşmasında öğrendiğinden eşinin amacının onu öldürmek olduğunu bilmeden ona tebessüm eder. O an karakterimiz kendinden tiksinir hiçbir şeyden habersiz olan eşinin davranışlarına ve onun yapmaya çalıştıklarına dayanamaz sarhoş olana kadar içer. Sarhoş bir şekilde Seukonun evine giden karakterimiz evin önündeki polisleri görür hızlıca içeri girer ve yerde yatan cesedi görür. kabullenemez gördüklerini olanların farkındadır ama. Tüm polislerin ortasında “biri onu zehirlemiş” der karakterimiz yine kendi suçunu kabullenemez suçu başkasına atmaya çalışır. Koşarak kaçar düşünür olanları. Ke ndi karısını öldürmeye çalıştığı yöntemle değer verdiği birinin ölümüne sebep olmuştur. Daha fazla suçu başkalarına atmaz kabullenir. İntihar etmeye karar verir. Yaşamasının anlamı kalmamıştır tüm olanlar Tsuchida’nın ona okuttukları, ona yaptıklarından dolayıdır. İntihar etmeden önce tüm planlarını, karısını öldürme çabalarını yazmaya başlar ilginç olduğunu düşündüğünden. Ama arkasında iz bırakmadan işlenen bir cinayet daha ilginç gelir yakar tüm yazdıklarını. Hala çabalamaktadır. Hayatına son vermeden küçükte olsa bir anlam katmaya çalışır. Son bir kez ilginç bir şey yapmak ister. Hapları atar ve gözlerini kapatır ölümü bekler. Ancak tüm notları yaktığını zanneden karakterimiz birini unutmuştur hemde karısını öldürmekten bahsettiği ve ona adı yerine “o” olarak hitap ettiği notu. Bu son kısım ile beraber kitabın başını anlamlandırıyoruz ve kitap son olarak karakterimizin Sueko’nun cinayetinden sorumlu olmadığını ama Tsuyuko’ya yaptıklarının cezasını çekmeye hazır olduğunu anlatan bir paragrafla bitiyor. Hikaye karakterimizin psikolojisini, varoluşsal krizlerini ,çok güzel anlatıyor. Karakterimiz en çok değer değer verdiği insanı kaybetmenin sonucu olarak tüm yaşadıklarının sorumluluğunu ona yükleyip aslında onu sevse bunların hiçbirinin yaşanmayacağını düşünüyor ve ayrılığın yarattığı boşluğu bir şekilde kapatmaya çalışıyor hikaye boyunca. ilk okuduğum Japon klasiğinin bu olması beni çok memnum etti. Punlama olarak bence 9 puanlık bir hikaye çok beğendim. Tavsiye olarak alışkın olduğumuz Japon içeriklerinden baya farklı olduğundan anime izleyicileri ve manga okuyucularından çok edebiyat okurlarına tavsiye ederdim İkinci hikaye ise Onları Öldürdü mü? Bu hikaye bize yaşanan bir cinayet olayını anlatan avukatı dinliyoruz. Avukat bu anlatımı yapma sebebini hikayenin çok iyi bir polisiye romanı olabileceğini düşünmesinden dolayı anlatıyor. Okuyucuyu, roman yazarı yerine koyan yazar sürekli avukatın yaşanan olayı anlatmakta yetersiz kalmasını işliyor. Yazar bize “tabi sizler polisiye roman yazarları” diye hitap ederek okuyucuya düşünme, yorumlarama fırsatı veriyor ayrıca çoğu yerde övgüler yağdırıyor. Yazarın burdaki amacının yazarlara gereken değerin verilmemesine veya ucu açık ve sade bir yazı yazmak istemesine bağlayabiliriz. Tüm hikaye boyunca neredeyse hiç betimleme yok gereken kısımlarda ise “benim anlatamayacağım şekilde güzel” gibi cümlelerle aradan sıyrılmış yazar. Şahsen ben hikayeyi bitirdikten sonra kesinlikle yazarın amacının yazarlara gereken değer ve saygının verilmemesi olduğunu düşündüm. Diğer hikayedeki gibi bir inceleme yapamıyorum çünkü dürüst olmak gerekirse polisiye romanları gibi içerikler hiç tüketmedim yaşanan olay sıradan mı yada özgün bir fikir mi bilmiyorum bu yüzden sadece ben beğendim ve sonu cidden beni şaşırttı demekle yetiniyorum. Şimdi iki hikayedeki benzerlik ve yazarın okuduğum tek kitabından anladığım tarzını anlatmak istiyorum. Şiro Hamao’nun hikayelerinde temel konu aşk olmuş genelde aynı Dostoyevski’nin ezilenler romanında olduğu gibi karşılık beklenmeden, saf sevgiye dayanan bir aşk söz konusu. Bu aşkın başarısızlığı ise olay örgüsünü oluşturuyor yazım tarzı olarak sık sık karakterin iç düşüncelerini okuyoruz ve onun kendisi ile tartışıp çelişmesini izliyoruz. Camus’nün Yabancı romanındaki gibi bir anlamsızlık bir hiçlikte ilerliyoruz. Son olarak çeviriye ve yazı diline değinmek istiyorum çevirmen Nilay Çalşimşek çok güzel bir iş çıkarmış bence kitap öncesinde Japonca ile ilgili küçük bir dilbilgisi dersi bile vermiş isimlerin telaffuzu ve saygı eklerinin anlamı hakkında. Yazı dili olarak anlatılan hikayeden kaynaklı olan basit dili çok net bir şekilde türkçeye çevirmiş. Ayrıca kitabın puntosu gerçekten çok iyi olmuş hiç yormadan tek seferde bitirilebilir.
Edebiyat
Şeytanın ÇırağıŞiro Hamao · İthaki Yayınları · 20249,8bin okunma
·
929 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.