Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 28 Kasım 2021 01:50 Dino Buzzati tarafından yazılan ve orjinal adı “Il deserto dei Tartari” olan ve dilimize “Tatar Çölü” olarak çevrilen bu roman 1940 yılında yayımlanmıştır.
Tatar Çölü, Franz Kafka’nın “Kale” adlı eseriyle bazı benzerlikler taşımaktadır ve bazı eleştirmenler tarafından yapılan değerlendirmelere göre Kafka’nın “Kale”sine atıflar bulunmaktadır. Örneğin, Tatar Çölünde yer alan olay örgüsünün “Bastiani Kalesi” içerisinde geçmesi bu atıflardan biri olarak değerlendirilmektedir. Bununla beraber, Tatar Çölünde yer alan karakterler ve semboller; yazarın okuyucuya iletmek istediği mesajların aktarılması açısından ustalıkla sunulmuştur.
Bu kitabı okuyan kişiler kitap içerisinde birden fazla temayla karşı karşıya gelmektedir. Bu temalardan en önemlisi “yaşamdaki varoluş amacının sorgulanmasıdır.” Karakterimiz Drogo sürekli olarak bir konuyla ilgili umut etmekte ve bu umudu sebebiyle zamanını boşa geçirmektedir. Hayat akıp gitmekte fakat Drogo geçen zamanın farkına varamamaktadır. Arkadaşları veya komutanları tarafından Drogo’ya verilen bazı mesajlarda “Önünde daha çok zaman var, isteklerini ilerleyen zamanlarda gerçekleştirebilirsin.” şeklinde ifadeler yer almıştır. Fakat ironik olan durum şu dur ki bu telkinde bulunan arkadaşları da ömürlerini boşuna bir umut uğruna harcamışlardır. Bazı arkadaşları ise geçen zamanla ilgili Drogo’ya bazı uyarılarda bulunmuşlardır. Örneğin kitabın bir bölümünde şu ifadeler yer almaktadır: “Ben de, geçmişe dönebilseydim, sizin gibi yapardım…. Ama yine de sonuç olarak, yazık. & Yirmi iki ay, hiçbir yenilik getirmeksizin geçip gitmişti. Halbuki yirmi aiki ay uzundur, birçok şey olabilir; Yirmi iki ay yeni ailelelrin kurulması, çocukların doğması hatta konuşmaya başlaması, otların olduğu yerde kocaman bir evin yükselmesi…” Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Buzzati’nin kullanmış olduğu kelimeler okuyucuya bir uyarı niteliği taşımakta, bu uyarıyı yaparken de karakterlerle ilgili pişmanlık dolu ve gerçekçi örnekler vererek okuyucunun dikkatini zaman kavramına çekmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Kitabın bir diğer teması ise yalnızlıktır ve yalnızlık kelimesi sık sık kitap içerisinde kullanılmıştır. Aslında yalnızlığımızı etkileyen de bizim seçimlerimizdir. Drogo, kalede belli bir süre geçirdikten sonra kente döndüğünde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, arkadaşlarının bir çoğunun evlendiğini, bazılarının siyasetle uğraşmaya başladığını, kardeşlerinin aileden ayrılarak yeni bir hayat kurduklarını gözlemlemiştir. Bu durumun sebebi ise yine geçen zamandır. Zaman akıp geçti fakat Drogo, diğerleri gibi aile kurmayı tercih etmedi veya sevdiği kız ile birlikte olmak yerine yalnız başına kalede kalmayı tercih etti. Burada da varoluşçu felsefeyi görmekteyiz çünkü Drogo, doğanın bir nesnesi değil öznesi idi. Drogo’nun ilk 4 aylık süre sonunda sahte rapor ile başka yere tayin isteme hakkı vardı ama o bunu tercih etmedi. Drogo, alışkanlıklarını tercih ederek sınırın dışına çıkmak istemedi. Burada da yazar, okuyucuların özgür iradeye sahip olduklarını ve onlara gerektiği durumlarda sınırların dışına çıkılması gerekliliği ile ilgili bir cesaret vermiştir.
Kitabın yazıldığı dönem, birçok kanlı savaşların yaşandığı 1.Dünya savaşı sonrasında, 1929 ekonomik krizinin yaşandığı, Almanya ve İtalya gibi dönemin faşist ülkelerinin saldırgan bir politika izlediği ve küresel ölçekte bir savaşın çıktığı buhran dolu bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu süreç, birçok yazarı etkilediği gibi Dino Buzzatiyi de kuşkusuz bir şekilde etkilemiştir. 1.Dünya Savaşı ve 2.Dünya Savaşı arasındaki dönemde savaştan ve toplumsal sıkıntılarla boğuşan insanlar hayatlarında bir anlam arayışı içerisine girmişlerdir. Bu anlam arayışı Bastiani Kalesine genç bir subay olarak görevlendirilien Drogo’da da karşımıza çıkmaktadır. Drogo, her zaman çölün diğer ucunda düşmanların olacağına inanmış ve bu inanç onu canlı tutmayı başarmıştır. Drogo her ne kadar hastalansa da savaşla ilgili olarak içerisinde hala bir umut vardır ki bu inanç onu hasta yatağından kaldıracak kadar güçlüdür.
Buzzati, askeri sistemle ilgili de bazı eleştirilerde bulunmuştur. Askerlerin sürekli yönetmeliğe bağlı kalmaları ve bunun dışına asla çıkmamaları (Yönetmeliğe uyabilmek uğruna çok yakın arkadaşlarını öldürebilecek kadar gözlerini karartmaları) da yazarın okuyucuya vermek istediği önemli temalardan birini oluşturmuştur.
Tatar Çölünde, okuyucuya verilmek istenen mesajlar içerisinde en önemli olan “zamanın boşa harcanmaması” ve akıp giden zamanın farkında olunması idi. Çünkü, hepimiz için hayat akıp gidiyor ve beyhude umutların peşinde koşmak bizlere zarar veriyor. Ortalama yaşam süresi üzerinden saat, gün, ay veya yıl üzerinden hesap yaparsak önümüzde uzun yılların olduğu yanılgısına varabiliriz fakat gerçek olan durum bu değildir. Hayat çok akışkandır ve herbirimiz geçmişimize baktığımızda zamanın çok kısa olduğunu görebiliriz. İşte bu noktada akıp giden zamanın kıymetini bilmeli ve gerektiği durumlarda alışkanlıklarımızı terk edebilmeliyiz çünkü hayat bize bir kez şans veriyor ve bu şansı iyi değerlendirmeliyiz.