Ferdinand; asosyal, insanlarla iletişim kurmakta sıkıntılar yaşayan, yetim büyümüş bir karakter. Belediyede çalışan bir memur aynı zamanda. Hobi olarak da kelebek koleksiyonculuğu yapıyor. Kendisine yüklü miktarda bir miras kalınca bu parayla farklı planlar yapmaya başlıyor.
Miranda; dışa dönük, toplumsal konulara duyarlı, güzel sanatlar öğrencisi ve zengin bir ailenin kızı.Resim yapmayı çok seviyor.
Ferdinand, Miranda'yi görür bir gün ve uzaktan uzağa aşık olur ona. Uzun bir süre onu takip eder ve birlikte yaşama hayalleri kurar. Sonunda da onu kaçırır ve bir mahzende tutsak eder. Bir nevi koleksiyonuna dahil eder aslında Miranda'yı.
Bu aşamadan sonrasında iki karakterin yaşadığı duygular, psikolojik ruh halleri, birbirleri hakkındaki duygu durumları yoğun bir şekilde aktarılır bize. Ferdinand'in bir kelebeği yakalamışçasına nazik, fedakar, taleplerden uzak ruh hali. Miranda'nin bir taraftan ondan nefret eden, bir tarafta ona acıyan ruh hali kitaptaki ikili anlatımla kendini gösteriyor. Zira ilk kısimda olaylari Ferdinand'in dilinden, ikinci kısımda aynı olayları Miranda'nin günlüğünden okuyoruz. İki farklı bakış açısını, yalnız kaldıklarında da onları takip ederek yakalayabiliyoruz sanki.
Bütün bunlar olurken kitapta sınıf ayrımları ve dönemin toplumsal sorunlarına bu iki kişinin bakış açıları üzerinden vurgu yapıldığını da görüyoruz. Ferdinand, bu genç kızın normal şartlar altında dönüp yüzüne bakmayacağı bir sınıfa mensup olduğunun farkında, o yüzden onu kaçırmaktan başka şansının olmadığını düşünüyor... Miranda, ise Ferdinand gibilerin hiçbir şey bilmeyen sonradan parayı bulup görgüsüzleşenlerden olduğu, bilimden sanattan zerre anlamadığı görüşünde. Atom bombası ya da sanatla ilgili söyleşileri de ikisinin bu düşüncelerini iyice derinleştiren cinsten. Ne kadar farklı, ne kadar uzak dünyaların insanları oldukları olayları anlatış biçimlerinde bile gün yüzüne çıkıyor.
İnsan psikolojisine, farklı ruh hallerine, tutsaklık halinin insanda yaratacağı değişimlere dair bir okuma yapmak için harika bir kitap...