Charles Dickens' ın okuduğum ilk kitabıydı. En başta belirtmeliyim ki beklentimin çok ötesinde hoşuma gitti. O kadar akıcı, o kadar sürükleyici, konusu öyle sıralı ve hoş işlenmiş ki kitabın, hiç sıkmadı beni. Tek seferde 100 küsür sayfa okuduğum oldu. Normalde böyle miktarları sıkılmadan veya monotonlaşmadan pek okuyamam ancak gerçekten çok akıcıydı. 700 küsür sayfa, tadından yenmeyecek tarzda bir roman.
Kitabın ana karakteri Pip adlı yetim bir çocuk; yokluklar içinde, ablası tarafından büyütülen bir çocuk. Çocukluğunu bataklıklar içindeki bir köyde geçirmiş, gelecekten çok da umudu olmayan bir çocuk. Ancak hayatın zamanla karşısına çıkaracağı bir takım sürprizler neticesinde hem maddi, hem manevi yönden zenginleşmesiyle birlikte umutları yeşerir, büyük büyük umutları olur. Pip' in gizli ve çok uzun süre öğrenemeyeceği bir vasisi vardır; bu kişinin kim olduğunu Pip çok uğraşsa da uzunca bir zaman öğrenemeyecektir. Öğrendiğindeyse yeşeren umutları, beklentileri, sonradan sahip olduğu statüsü ne yazık ki bir bir yok olmaya başlayacaktır. Çünkü vasisi Magwitch (Provis) adında bir mahkûmdur, çeşitli suçları olan, kaçak bir mahkûmdur. Bunu öğrenince Pip uzun bir süre buna inanamaz. Daha sonra bu gerçeği kanıksayıp kabullenmeye, Provis' i saklamaya çalışsa da önünde sonunda Provis' in davası görülür ve Pip de sonradan sahip olduğu statüyü ve varlığını, dahası yeşeren o büyük umutlarını kaybeder (hem maddi, hem manevi)... En sonunda da orta halli bir hayatı, sabit bir işi olur; büyük umutları boşa çıkmış, yok olup gitmiştir artık. Rutin bir hayat çizgisi tutturup yaşamaya devam eder...
Pip' in sarsıcı hayatını, o büyük umutlarını en harika, en sürükleyici şekilde işlemiş Dickens bu kitabında. Dostoyevski, Tolstoy hazzını veriyor gerçekten; sadece Dostoyevski ve Tolstoy