60'larda edebiyat gençliğin politikleşmesindeki etkenlerden birisi oldu. Toplumcu-gerçekçi köy romanları iç kaynağı oluştururken çeviri bombardımanı ile gençler Dünya'dan da haberdar olmaya başladılar. Köy Enstitülü Fakir Baykurt'un Yılanların Öcü kitabı ise oldukça tartışma yaratan bir eserdi. Milliyetçiler, Türk köylüsünü kötü gösterdiğini ileri sürerek romanı eleştiriyordu. 62'de romandan uyarlanan filmin sinemalarda gösterilmesine de karşı çıktılar. Milli Yol dergisi gençlere sinema sahipleriyle görüşmeleri ve filmin vizyondan kaldırılmasını talep etmeleri çağrısında bulunuyordu. Fakat şiddete başvurmamaları özellikle rica ediliyordu. Derginin bu çağrıyı yaptıktan sonraki sayısında gençlere teşekkür ediliyor, pek çok yerde filmin gösterimden kaldırıldığı haberi veriliyordu. Sırf bu tepkilerin nedeninin ne kadar geçerli olduğunu anlamak için kitabı okudum. Türk milliyetçilerinin "yüce Türk köylüsü" söylemini yıkacak tarzda satırlar var. Irazca'nın oğlu Bayram'ın komşu karısına uçkur çözmesine vesile olması Tevetoğlu tarafından eleştiriliyordu. Köylerde böyle şeyler gerçekten oluyor mu, bilmiyorum. Oluyorsa da itirazı milliyetçiliğin bir anlamda Türk'ün ahlaklı olduğunu söylemek yoluyla onu daha ahlaklı yapmaya çalışması olarak mı görülmeli, bilmiyorum. Ya da milliyetçilerde bir Türk ilizyonu mu var? Yok bence. Bir de tüm bunlardan bağımsızlık olarak dikkatimi çeken bir nokta oldu. Toplumsal cinsiyet rollerine dair yakalanacak şeyler çokça var. Bir yandan kadın ezilirken diğer yandan bazı yerlede "kadın" kelimesinin yücelik büyüklük olarak kullanıldığını gördüm. Mesela bir yerde dua ederken "...sen bana güç kuvvet ver Allah'ım, kadın Allah'ım, gözel Allah'ım!..." deniyor. Başka bir örnekte de "Ağzını öpeyim! Ne kadın konuşuyorsun!.." deniyor. Kadınlık bir yandan güçlü, yüce, güzel sayılırken bir yandan da arzu ve istekleri yok sayılan bir konumda bulunuyor.